Şöyle bir istatistiğe rastladım dolanırken. Kimdir bu Norveç'teki ve Polonya'daki okur? VPN yanıltması olabilir mi acaba? Türkiye statlerini istemsizce ben şişiriyor olabilirim post editlerken, eskileri okurken, ama Avrupa?? <3 Yine de, son zamanlarda kim bu kadar ilgi gösterdi ki benim uzun süredir örümcek bağlattığım bloga? Bari bi yorum bıraksalardı be Günlük, katman katman gizem dolu şu an ortalık :)
Araştırma konusu - Cevaplanmalı! :)
Pazartesi, Mayıs 02, 2022
Hayırlı Beyranlaaağr! :) (Konu, konsept, akış yok; karmakarışık)
Şöyle bir istatistiğe rastladım dolanırken. Kimdir bu Norveç'teki ve Polonya'daki okur? VPN yanıltması olabilir mi acaba? Türkiye statlerini istemsizce ben şişiriyor olabilirim post editlerken, eskileri okurken, ama Avrupa?? <3 Yine de, son zamanlarda kim bu kadar ilgi gösterdi ki benim uzun süredir örümcek bağlattığım bloga? Bari bi yorum bıraksalardı be Günlük, katman katman gizem dolu şu an ortalık :)
Cumartesi, Nisan 30, 2022
Crawling in the dark
Hello cınıms Günlük,
Yıllar sonra, tükürdüğümü yalarcasına böyle dönmek filan eheuheuhe
Buraya her post atışımda olduğu gibi duygusal dengesizliklerin hüküm sürdüğü bir dönemdeyim, yine, yeniden.
Uzuuun süren işsizlik sürecinden sonra geçen yıl başladığım işime dair ne düşündüğümü artık ben de bilmiyorum. Son iki günde 40 saate yakın çalıştım. Çalıştım da, tek bir işi sonuca ulaştırabildim mi? Hayır. Kaydadeğer bir ilerleme gösterebildim mi? Yine hayır. Peki ben neden bu kadar çok çalışıyorum? Çünkü dünya devi şirketin sistemleri afedersin ama yarak gibi. Bir işi yapabilmek için kırk farklı sistem gezmek, gezerken de o anki işi akılda tutmak gerekiyor çünkü bu sistemlerin login bilgileri de birbirlerinden farklı çoğunlukla, ve kullanıcı olarak seçme şansımız yok; IT'den ne gelirse tamam ağam tamam paşam.
Özetle; iş tatmini yok.
Yıllar önce tanışıp, türlü şey yaşayıp ancak duygusal ilişki moduna birlikte girmekten götüm götüm kaçtığım insanlarla türlü nedenden bağları kırıp koparmıştım (haklılığımı tartışacak değiliz arkadaşlar, mütevazılığımı sorgulamayın çünkü mükemmelim dlfghdfh). Aklıma düşen birkaç isimle tesadüfen sosyal medyada karşılaşmamız bi ilginç. Sanki google ve mahdumları aklımızdan geçenleri okuyup bulduruyo bizleri birbirimize. Eğer bu model çalışıyorsa neden aradığımız "ultimate" insanı bulamıyoruz ki bir türlü? İsviçreli bilim insanlarını işlerini doğrudüzgün yapmaya davet ediyorum. SGKları yatıyo di mi? Ses çıkarmasınlar, çalışsınlar.
Zoraki geyik de baydı, bir çok şey gibi. Galiba tahammülün eseri bile kalmadı içlerimizde. Armut piş ağzıma düşçülük de değil bu; ödeyeceğimiz bedeli bilmek görmek istiyoruz daha demodan bile önce.
Yıllarca süren mutlak yalnızlığın getirdiği açlıkla eşzamanlı yazıştığım yine bir dünya adam var. Oynamıyorum, kendim gibiyim hepsine karşı. Ama bedenimden çıkıp kendime dış gözle bakınca şunu çok net görebiliyorum: Eskiye kıyasla çok daha dürüst ve açıksözlüyüm insanlara karşı.
C evlenmiş, hem de bir kadınla. Ben adamı gay biliyordum, adam biseksüel çıktı arkadaşlar. Şaşkınlığımı dile getirdiğimde de "bifobik olduğunu bilmiyodum" diye şakayla ve ironiyle karışık bi laf soktu da mevzu o değil; ben gerçekten C'nin gay olduğunu sanıyordum.
"Kahve içelim bir akşam" diye sözleştik. Buluştuğumuzda bana yürümesi ve yavşaması çok olası. Ama adamın başı bağlı. Başı bağlı bir adamla bir şey yaşamam doğru değil. Evet, evlilik onun evliliği, ama bunu bile bile daha önce tecrübe edip hiç hoşlanmadığım hisleri bir başkasına yaşatmak da bana yakışmaz. Ola ki rotadan saparsa, karşı koymam lazım.
Veya belki de hiç görüşmemeliyim, bilmiyorum. Ama en azından bir kere görsem, iyi gelir, eminim. Hislerimin yokluğunu bu yolla teyit edebilirsem sonrasında arkadaş bile olabiliriz belki. Neticede geçmiş paylaşımlarımız hem cinsel düzeydeydi. Çünkü C'nin bana duyduğu yoğun isteğe rağmen ben C'ye hazır değildim ve ona güvenmiyordum.
Bir insanın gözlerine bakınca "Bu boynuzu takar" dersiniz ya, öyleydi benim için C. Hem ona güvenmiyordum; hem de ben bir ilişki yaşamaya hazır olgunluğa erişmemiştim. Çünkü biliyordum ki C ile başlasak, bitecekti bir sebepten. Ama ben C'yi kaybetmek istemiyordum. Fuckbuddy sıfatıyla da olsa hayatımda olmalıydı.
Günümüze geldiğimizde; C ile hiçbir bok olamadık. Fuckbuddylik kaç sene önce bitti. İletişimi bile koparıp fırlattık. Bu akşam beni takip edip mesaj atması falan bu açıdan bakınca hem iyi hissettirdi hem de garip geldi. Neticede şu an kaybedeceğimiz pek bir şey yok birbirimize dair; çünkü zaten yıllar önce birbirimizi kaybettik bir kere.
Of neler diyorum?! ADAM EVLİ LAN! Kır kıçını otur Günlük, sana yükselen adamlardan kendine en yakın bulduğun üçüyle datee çıkıp aralarından en içselleştirebildiğinle sürdür işte.
İyi bir mühendisin yaşayacağı ilişki başka ne ve nasıl olur ki?
Perşembe, Nisan 28, 2022
Unpleasant
Hi Günlük,
Bugüne dek her yıkılışımda, her yıkılış sonrası dirilişimde burada aldım soluğu. Bu defa biraz daha farklı sanırım. Drama yok, en azından öyle sanıyorum.
Son duygusal birlikteliğimden bu yana 7 yıl, son cinsel birlikteliğimden bu yana neredeyse 3 yıl geçti. Mümkün olmayışlarının türlü sebepleri var, ama hiç oraya girmeyi düşünmüyorum.
Geçen 7 seneye kısaca göz gezdirelim bakalım. Initiallardan yürümeyi seviyorum sanırım; buyursunlar:
AA: Senden ayrılmak, özsaygıya dair aldığım en doğru kararmış; keşke daha önce uyansaymışım o kabustan.
HT: Gizliliğe dair bir dünya martaval okuduktan sonra aramızdaki şey başlamadan bittiğinde tıpkı doğum günüme “çalışmaktan geç kaldığındaki” gibi soluğu bir başkasının koynunda almakla kalmayıp bana, bedenime, alışkanlıklarıma dair ne varsa gidip sağda solda anlatmışsın tanımadığım, tanımadığın insanlara. Neden bu kadar saygısızsın kısmını geçiyorum, başına ne geldi de bu kadar kötü bi insan olabildin? Hayatta mutluluğu yaşaman çok ama çok zor. Affetmedim; affetmeyi düşünmüyorum, ama eskisi gibi içim bi tuhaf olmuyo aklıma geldiğinde.
EB: Keşke hikaye 15 sene önce bittiği yerde kalsaydı. Keşke arkadaşça görüşmeye karar vermeseydik. Keşke “arkadaşça” düzenlediğimiz o ev partisine fuckbuddyni davet etmeseydin. Keşke bir sonraki partiye dateimi davet ettiğim için ortalığı yıkıp insanlara saldırmasaydın. Keşke, sana ne kadar kötü geldiğini bile bile kendini uyuşturucu maddelere bırakmasaydın. Hayatımdan çıktığına mutluyum.
CB: Sanırım hayatımda ilk defa kartlarım bu kadar cesurca açıktı, korkmuyordum hiç. Bu kurduğum iletişime de yansımıştı. Karşılıklı çekincelerimizi dile getirdiğimizde gözlemlerimin o güne dek doğru olduğunu, ama artık oturaklı şeyler yaşamak istediğini söylemiştin. Oysa günübirlik de olsa ben hazırdım; yeter ki oynama! Bitirirken yaptığın saygısızlığa bana yakışmayacak bir karşılık verdim; ama yapmasam içimde kalır beni yerdi. İyi ki yapmışım, iyi ki o geceyi sana zehir etmişim. Hayata dair sıfır maliyetli bir eğitim verdim sana ama anlayabileceğini düşünmüyorum pek.
S: Gerçek olamayacak kadar iyisin! İstemsizce “Eveet bunun eksiği gediği nerede acaba” diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Zamanla çıkacaktır ortaya.
ÖÖ: Geçen 10 senelik tanışıklığın hatrına sanki daha açık iletişim kurmalıymışız gibi geliyor, üstelik geçmiş zamanda benzer anlarda birbirimizden etkilendiğimizi ama “arkadaşça” görüşme güdüsüne gölge düşürmemek için renk vermediğimizi yakın zamanda itiraf ettiğimizi düşününce. Kaybedecek bir şeyimiz yok, neticede yıllardır görüşmüyorduk. Her nasıl mutlu olacaksan aynen devam; ama bana yıllardır tasvirlediğin mutluluğa bu kafayla ulaşman neredeyse imkansız.
Hala okuyan kaldıysa bi yorum patlatsın da bilelim, di mi? :)
Sevgiler
G.A
Cumartesi, Mart 26, 2016
tanıyamazsın beni
Hayatımda ikinci kez aşık oldum, ikinci kez fena tökezledim çünkü yine hazırlıksız anımda yakalanıp terkedildim. Bira, şarap ve rakıyla, gıda olmadan, yaşamayı öğrendim. Spor yaparak fazla kiloları verip şımarmayı, sonra depresyona girince o kiloları geri alıp özgüvenimi kaybetmeyi öğrendim. Yeni tanıştığım insanlara bardak çay poşetiymişçesine "bir kullanımlık" muamelesi yapmayı, ağlayıp zırlayanın gözünün içine baka baka yalan söylemeyi öğrendim. İçim parçalanıp dökülürken sosyal ve profesyonel çevrelerde sanki amına kodumunun her şeyi mükemmelmişçesine hava atmayı, mutlu görünmeyi öğrendim. Yaşadığım mutluluğun sarhoşluğuyla yine hayatımın merkezine koyduğum adamın sessiz sedasız, ama acıtarak, kanatarak, kanırtarak çekip gidişine susmayı öğrendim. En korktuğum şey başıma geldi; hissetmemeyi öğrendim. Kazandığım tüm parayı alkole ve sigaraya verdikten sonra ay sonunu nasıl getireceğimi çok iyi öğrendim. Özel hayatımdaki hüsranın hırsını işimden çıkarmayı, olmaz işlerin olurunu yapıp sunmayı öğrendim.
Ama bu da yetmedi, ekip olarak hepimizi işten attılar. Aldığım dondurma kaymak tazminatla uzun süredir istediklerimi alabileceğimi ve yapabileceğimi öğrendim. Sonunda parasızlık olsa da yapmalıydım çünkü.
Geldiğim noktada hissedemiyorum. İstesem de olmuyor. Hoş, hiç birilerini tanımaya, sormaya, cevaplamaya, zaman geçirmeye de mecalim yok. Üç beş sevdiğim insan var çevremde, onların varlığıyla avunuyorum. Yenilere yer ayıramıyorum. Hepimiz kırgınız, hepimiz mutsuzuz, hepimiz düzgün bir ilişki istiyoruz; ama kimsenin kimseye tahammülü ve eyvallahı yok. Zarar görmemek için yalnızlıklarımıza sıkı sıkıya sarılıp hayatlarımıza devam ediyoruz.
Alışveriş yapmaya bayılan ben, mağazalara filan girmek istemiyorum. Her şeyim var, daha fazlasına ihtiyacım yok. Elimdekileri azaltmanın peşindeyim bir yandan. Ama içimde felaket bir alışveriş dürtüsü var. "Git bi şeyler al." çığlıkları atıyo sürekli orospu. Ameliyat bandıyla dudaklarını bantlayıp susturasım var.
Kısaca yazışalım, uygunsak buluşalım evlerden birinde. Sevişelim. Çığlıklar içinde orgazm olalım. Ama lütfen, duş dahi almadan, adlarımızı ve telefon numaralarımızı bile öğrenmeden siktir olup gidelim. İstemiyorum kimseyi tanımayı. Tahammülüm yok kimseye; dediğim gibi eyvallahım da.
Pazar, Eylül 20, 2015
naber pampa yea? vol1
Bu sürede neler oldu neler. Rewind and replay postunda bahsettiğim "O" ile modern bozuşma yaşadık. Ancak ipleri koparmadık.
Uzun süre görüşmeyip geçen yıl Kasım ayında geçmiş yılların hatrına birlikte zaman geçirmek adına Tünel'de bunun çok sevdiği bir restorana gittik. Araba kullandığı için şişenin çoğunu bana içirdi. Her ne kadar "Ayık kalacaksın Günlük! Sarhoş olmak şöyle dursun, çakırkeyif dahi olursan senin çükünü koparırım oğlum! Bilincini kaybetmeyeceksin "O"nun karşısında." desem de olmadı. Neyse bu evine doğru yol almaya başladı mekandan çıkıp ayaküstü yarım saat havadan sudan konuşmamızdan sonra. O geceye dair bildiğim bir şey varsa o da birbirimizin gözlerinde umudu arıyor oluşumuzdu. "Bizden cacık olur mu?" sorusunu soruyorduk konuşmadan, içimizde fırtınalar kopararak. Kimsenin diğerine yakınlaşmaya cesareti yok, ikimiz de birbirimizden bekliyorduk. Hiç kimse hamlede bulunmadı. Yanak yanağa öpüşür gibi yapıp ayrıldık.
Komşumun oralarda olduğunu öğrendim. Mesafe fazla ya, hesapta gecenin sonunda buluşup tek araba evlere dönmek var. Saldım kendimi Tektekçi'nin alkol kokan ellerine, bıraktım.
Ben: Şey pardon, bana en büyük boy Hayvan getirir misin?
Garson: (Gözleri yerinden fırlayarak) Emin misin? Bak içinde dünya kadar alkol var, pahalı da. Daha ağırdan kafa yapacak daha ekonomik şeyler getirebilirim istersen.
B: Yok yok, Hayvan olsun. Balyoz etkisi yaratır, iyi gelir bana. Sürünmeye ihtiyacım var bu gece.
G: (Gülerek) Te allaam, tamam tamam.
İçmeye başladım, bir yandan manyak gibi kendi kendime dans ediyorum sokağın ortasında. Mekana gelen istisnasız herkes en az bir arkadaşıyla birlikte. Ancak ben, tek başıma. Weirdoluğum buradan net anlaşılabilir. Zaten, böyle yerlere benden başka kaç kişi yalnız gidiyor ve eğleniyordur ki?
Daha şişeden çeyrek içmeden meyveler bitti, düşün ki o kadar acı, o kadar yakıp kavuruyor içimi.
Şişenin yarısına geldiğimde bitiktim, net. Duvarlara tutunarak tuvaleti bulabildim. İşedim, çıktım. Neyse ki komşum da arkadaşlarıyla o arada oldukları mekandan çıkmış, olduğum yere doğru geliyormuş. "İyi bari Günlük, fırla sen de" dedim, ama ne fırlamak! Yerdeki taşları öpüjeeam neredeyse! Ayakta duramıyorum. Yürürken yalpalıyorum. Arada bi kaptırıp bi tarafa doğru üç beş adım atıyorum. Sonra kafamı güçbela kaldırıp diğer tarafa atıyor ve biraz da o tarafa doğru üç beş adım yalpalıyorum. Zig zag çize çize Galatasaray Lisesi'nin önüne geldim. Kapıya sırtımı verip beklemeye koyuldum "Tamam Günlükçüm, kasma daha fazla." diyerek.
Hiç tanımadığım biri atladı önüme "Ahaaa dostum sen beni hatırlayacak mısın acaba ya?" derken sol kolunu omzuma atıp. Herhalde satıcı falan da beni sarhoş gördü de kakalayıp para kazanmak için ayak çekiyor diye düşündüm, öyle ya, olduğum yer İstanbul a.k.a. kurtlar sofrası.
Neyse o arada kafamı çevirdim, Ümit! "Vaaaay sen nerelerdesin yaşıyo musun yea ehe öehöehh olum çok zaman oldu yeaaa vay amınaki olum çok özlemişim yaaaa" tınılarında özlem giderdik. Sonra arkadaşlarının yanına gönderdim onu. Neyse ki komşum da hemen geldi. Komşumun adı Berk.
Arabayla yola çıktık. Önce arabadaki tek kızı evine bırakıcaz, sonra Berk ve Berk'in benden hallice sarhoş kankası ile birlikte evlerin yolunu tutucaz. Kilometrelerce yolu sorunsuz, sohbet ede ede, bi yandan dans ettiğimi sanarak gittim de, eve varmamıza bir kaç km kala neden kustum? Özellikle kusarsam diye istediğim poşeti tutturamayıp neden Berk'in trençkotuna kustum? Neden Berk'in kankasının şemsiyesinin üzerine doğru kustum? Tüm bu sorular sır perdesinin ardında hala :D
Neyse, Berk evime sağsalim getirip yatırdı beni yatağımda, ben sürekli "Oğlum çok mahçup oldum sana ya, nasıl telafi ederim bunu bilmiyorum." diye sayıklarken.
O mu? Ona geleceğiz elbet. Tabii ki geleceğiz! :-)
Pazar, Temmuz 06, 2014
Rewind and replay
Hobilerimle ilgilenir gibi yapıyorum, ama ilham olmadıktan sonra ne ile nasıl ilgileneceksin? "Belki ilham gelir ya" deyip duygularımı düşüncelerimi dışa vurabilirim diye girişiyorum, ama ortaya çıkanlar çöpten başka bi şey değil.
Kafamı nasıl dağıtabileceğimi net olarak bilmiyorum. Evet, alkolün yardımı çok oluyor ama kendimi alkole vermek istemiyorum. Ha acilen içmem lazım, o ayrı. Ayık kafayla çekilmiyor "kahrolası bağzı şeyler".
Yaş geldi 29a, her ne kadar kendimi ve herkesi "Ben 28 yaşındayım be!" deyip kandırmaya çalışsam da. Hemen her zamanki gibi konumumdan ve hayatımdan hiç mi hiç memnun değilim. Önceden yalan yanlış bile olsa kendime yollar çizebiliyordum şu kaostan çıkabilmek için. Çoğunlukla sonuca ulaşamasam bile çırpınışlarla en azından kafamı dağıtıp rahatlayabiliyordum. Şu an öyle bir durum da yok. Yok. Bulamıyorum çıkış yolunu. Hemen her kapı sökülmüş de yerine duvar örülmüş sanki.
Gözüme "Olabilir!" görünen bir kaç kapı ise imkansız gibi, maddi harcama gerektiriyor, ki ben borç batağındayım (Ahaa her zamanki gibi!).
Ne yapmalı, nasıl yapmalı, nereden başlamalı, ne düşünmeli, bilmiyorum.
İşte boşluk şimdi başlıyor.
Cuma, Temmuz 04, 2014
Altı patlar
Sanırım benim için yeni bir dönüm noktası bu. Bilinç altıma yepyeni bir yön verdiğimin/verildiğinin farkındayım. İstanbul'a taşınalı iki yıl dolmak üzereyken geçen sürede hiçbir kazanımımın olmadığını düşünüyordum, şu içinde olduğum durum balyoz etkili bir farkındalık yarattı.
Sekiz yıldır hayatımda değildi, bundan sonra istediğim sıfatla olmaması da yokluk yaratmayacaktır. Ancak "şimdi"yi onunla dopdolu yaşıyorum. Ve bu sefer "move on Günlük, yeni denizlere yelken aç" demiyorum kendime. Sökükleri dikmek, çürükleri tamir etmek zamanı. İnziva değil elbette, kendimi hayata kapatmak istemiyorum daha fazla, ama hiçbir şey olmamış gibi davranmam da mümkün değil tam da şu anda. Geçecek elbet.
Karşımıza çıkan insanla tek şansımız olduğunu da bu yolla öğrenmiş, özümsemiş oldum. En başta hangi role büründürdüysek o insanı, dışına pek çıkaramıyoruz apaçık.
Sağlık olsun.
posted from Bloggeroid
Salı, Temmuz 01, 2014
paçanga böreği - pastırma vol2
Son postun üzerine "O pride'a giderim ama onu görmem! Görmemem lazım! Onun da beni görmemesi lazım!" diye diye saatler geçirdim. Sonra kendi kendimi gaza getirip Taksim'e çıktım. Elimde dövizimle yürüdüm cadde boyu. (Lütfen, çok rica ediyorum, duş alın. Tıkış tepiş binlerce insanın arasındasınız, nolur duş alın da öyle gelin.)
Yürürken yazdı bana "Naber" diye. "İstiklaldeyim, yürüyorum, senden naber?" dedim. Hede höde of çok kalabalık modunda kısaca yazıştık. Sonra bana "Ben Sugar'dayım, gel istersen" dedi. "Tamam ama yarım saate anca gelebilirim sanırım, et et üstüne kalabalık." dedim, eğer ki nezaketen çağırdıysa "Aa tamam o zaman biz gitmiş oluruz." diye çevirebilmesi için. "Koş gel hadi" dediğinde topukladım, o kalabalığın içinde 15 dk sonra Sugar'daydım (hayatımda ilk defa).
İnanılmaz değişmiş! O eski çocuk yüzlü insan gitmiş yerine tipi gayet oturmuş, aldığı bir kaç kiloyu vücudunun en güzel yerlerine serpiştirmiş, fıstık gibi bir adam gelmiş! Konuşamadım tabi ki. Zaten gürültülüydü. Sonra kahve içmeye geçtik. Sonra bir şeyler yerken anca dillerimiz çözüldü, havadan sudan sohbet. Mekana geçtiğimizde beni ve yakın arkadaşını dans pistine sürükledi. Biraz dans ettik, sonra beni terasa çıkardı. Onu öpmemek için o kadar zor tuttum ki kendimi. Niye tuttuysam o da ayrı. Havadan sudan sohbet açtım yine, sıkıldı, içeri girdik.
Sonra bir ara yine hep beraber terasa çıktık. Fazla tabure olmadığından o sola kaydı, ben sağına geldim, teker lobumuzu yapıştırdık :-) Güzeldi. Biraz sonra sıkıldı kalktı yine (Yine!) Ortam kalabalıklaşınca dizimden destek aldı, elimi attım anında elinin üstüne. Bir kaç dk sonra yine çekti elini. Gecenin devamında benden uzaktı. En son ayrılırken belki kapıya gelir dedim, ama gelmedi. Sanki bir daha görüşmeyecekmişizcesine sımsıkı sarıldım ona - devamımızı ben de bilmiyorum çünkü.
Yine havadan sudan yazışmaya devam ediyoruz seyreklikle.
B: Günaydın. Haftaya temiz bi başlangıç olsun. (Burada dünkü "Ben döndükten sonra temiz başlangıç yapalım"a gönderme yapmak istedim)
O: Senin için de Günlük'çüğüm, güzel bir hafta olsun.
Mesafeli samimiyetini yerim senin, fıstık :-) Gel bana, korkma, bu sefer de güven. Emin ol hak ediyorum, emin ol üzülmeyeceksin; bilakis mutlu olacaksın!
Pazar, Haziran 29, 2014
sen gelmeyince kendimi pastırmaya verdim
Pazartesi, Haziran 24, 2013
sey...
Merhaba lan günlük, kerata seni,
Durup hesapladim da bi, 20 aydir kalbim, 8 aydir da donum cok yalniz lan. Yazik bana bence.
Bu surecte hic mi olmadi canimin cektigi adam? Cok! Olmadi, denk gelmedi, adam hetero cikti falan. Beni begeneni de ben begenmedim derken bugunlere geldik sanirim sevgili gunluk.
Hic sevmedigim romeoyu kendi haline birakirken yine hic sevmedigim grindrda bi kac kisiyle tanistim, hatta biriyle flort moduna bile girdik ama o da aksi gibi sulalesiyle(!) tatile cikti
10 gunlugune, telefonunu kapatacagini da soyledi onceden. Siklikla aklima geliyor adam ama yapacak bi sey yok, ben yazacagimi yazdim facebookuna, the turn is his bebegim ya.
Ciftlesmem lazim benim acilen! Ama oyle herhangi biri olsun istemiyorum ben. Ozel biri olsun, tek olsun, isin icinde his de olsun cigliklar atarken, kuru kuruya seks yapmak degil istedigim.
Fuckbuddylik bile olur lan, ama monogamik olmali o da. Zira kondom kullanmayi sevmiyorum ben, hastalik riskinden once onun stresi öldürür beni.
Bi de gunluk, ailem geleli 1 ay oldu lan, ne zaman gidecek olm bunlar? Kendi evleri yok mu bu adamlarin? Benim cinsel hayatim yok mu onlara gore de? Illa eve birini mi atmaliyim onlarin gitmesi icin? Bayginlik getirdiler lan artik. Psikolojim bozuldu be.
Hofff :-(
Perşembe, Şubat 14, 2013
sikkolata sikkolata hayat istanbulda sikkolata
Cumartesi, Ekim 20, 2012
sıkıntı değil benimki, sikinti
Cuma, Ekim 19, 2012
Bu sefer de şarkı Türkçe, yazı İngilizce olsun, ne çıkar?
Perşembe, Ekim 18, 2012
ne yapacağını bilemez haller vol.58576
Salı, Ekim 16, 2012
ben aslında o gördüğün cool kadın değildim
Perşembe, Ekim 11, 2012
nerdy, flirty & dirty
Depolarini ve ofislerini kiralamak suretiyle musterisi oldugumuz bi firma var. Bu firmada calisan, 30 yasinda, kayisi koparmis, cin gibi bi adam var. Kendi capimizda yari arkadas yari flirt havasinda bi interactionimiz var. Her gun mutlaka telefonlasiyoruz ve birlikte takilma planlari yapiyoruz falan.
Ancak her nasilsa mutlaka bi engel bi sey cikiyor onumuze. Misal bu sabah servise bindigim duraga gittigimde o aradi. Guya gece bu taraftaymis, yol ustu beni alacakmis. Tamam dedim.
O geldiginde coktan kalabaliklasmistik. Ve ben ayrilip onun arabasina binemedim. That awkward minute of silence yasandi ve o an orasi haric her yerde olabilirdim, sorun degildi, ancak orada olmamaliydim. Cunku diger bekleyenleri birakip onun arabasina gidemedim. Aklina neler gelmistir kim bilir. Beyaz-mavi yaka muhabbeti yaptigimi dusunuyor bile olabilir. Ancak gercek su ki bizim ofisteki bi hatun da oradaydi ve zaten benim elemanla olan samimiyetimle dalga geciyor her firsatta. Art niyet degil, eglence maksatli.
Oysa ki o arabaya binmeliydim. Onla birlikte zaman gecirmis olacaktik. Hem ne var, yolunun ustuyse arkadaslar birbirlerini ise goturebilirler aslinda. Neyi bu kadar sik eleyip ince dokudum ki? Niye?
O arabaya binmeliydim.
Salı, Ekim 09, 2012
kodugumunun is dunyasi
Canlar cigerler ve kuzu sarmalari,
Kazandigim uc kurusa karsilik gunde 15 saat calistigimdan buralari doldurmaya zaman bulamiyorum. Gece 11de eve gidince fukara sumugu gibi yayiliyorum anca. Fakat ve ancak burasi hep aklimda. Cunku surekli yazacak malzeme cikiyor, ama zamansizlik ve imkansizlik yazmami engelliyor.
En kisa zamanda uzun uzadiya yazabilmek, blogla hasret giderebilmek dilegiyle.
Sizi seven Gunluk
Pazartesi, Ağustos 13, 2012
istanbul'a kezban, hayata kaşar
PS2: İzmir'i çok özlüyorum. Eğer İzmir'deysen, Konak-KSK vapurunda bindiğinde benim için de körfezi seyret, olur mu Ayraçsever? :'(
