Pazartesi, Mayıs 02, 2022

Hayırlı Beyranlaaağr! :) (Konu, konsept, akış yok; karmakarışık)

 
  Hello Günlükçüm,


Şöyle bir istatistiğe rastladım dolanırken. Kimdir bu Norveç'teki ve Polonya'daki okur? VPN yanıltması olabilir mi acaba? Türkiye statlerini istemsizce ben şişiriyor olabilirim post editlerken, eskileri okurken, ama Avrupa?? <3 Yine de, son zamanlarda kim bu kadar ilgi gösterdi ki benim uzun süredir örümcek bağlattığım bloga? Bari bi yorum bıraksalardı be Günlük, katman katman gizem dolu şu an ortalık :) 

Ailemin yanındayım üç gündür. Yepisyeni kedi bebekleri var, üstüne bir de etrafta annesiz ağlarken denk gelip hemen bahçede korumaya aldıkları bi bebek var. O bebek nasıl bi şey ya?!

Surat yetişkin. Gövde kumpirlik patates. Boyun yok. Patilerin biri beyaz, diğeri siyah. Ayaklarda sarman lekeler var. Sırt ve kuyruk sarman lekeli siyah.

Bir de hareketli ve neşeli ki, sorma Günlük! Bahçedeki otla, çöple, kendi kuyruğuyla, ayaklarıyla filan oynarken izleyince bütün dertlerimi unutuyorum.

Kendi evimde her güne espressoyla başlayıp gün içinde muhtemelen bi 15 kupa kahve içtiğimden olsa gerek, şu an kahve yoksunluğu yaşıyorum! Saat 13:00 ve hala kahve içmedim. Kahvesizlik kötü biri .s

Aile evi türlü anıya ev sahibi. Her nasılsa her ziyaretimde 20 sene önce, üniversiteye başlamadan önceki birkaç sene canlanıyor hep gözümde. Dinlediğim müziklere de yansıyor bu. 

Saat 13:14 ve kahveme kavuştum <3 <3 <3 <3 <3 <3 <3 <3 Sana kahve bağımlılığımdan söz etmiş miydim Günlük? :D

Şu an kendi evimde olan, 21 sene önce yoğun yazıp sonra kenara fırlattığım, 35 yaşımı bitirdiğim gece kendime bir şeyler karaladığım ve arasına suluboya resim iliştirdiğim bir günlüğüm var gerçekten. Orada yazdıklarım amaniiin! 15 yaş gerizekalılığı var tam. 


İyileşmeye başladım sanırım Günlük. Sanırım diyorum, çünkü emin değilim. Belki de gerçekten ihtiyaç duyduğum şey sükunet ve sakinlik. İstanbul'daki hectic hayat belki benim anksiyetemi kudurtan. Bilmiyorum.

İyileşiyorum.

Cumartesi, Nisan 30, 2022

Crawling in the dark

 Hello cınıms Günlük,

Yıllar sonra, tükürdüğümü yalarcasına böyle dönmek filan eheuheuhe

Buraya her post atışımda olduğu gibi duygusal dengesizliklerin hüküm sürdüğü bir dönemdeyim, yine, yeniden.

Uzuuun süren işsizlik sürecinden sonra geçen yıl başladığım işime dair ne düşündüğümü artık ben de bilmiyorum. Son iki günde 40 saate yakın çalıştım. Çalıştım da, tek bir işi sonuca ulaştırabildim mi? Hayır. Kaydadeğer bir ilerleme gösterebildim mi? Yine hayır. Peki ben neden bu kadar çok çalışıyorum? Çünkü dünya devi şirketin sistemleri afedersin ama yarak gibi. Bir işi yapabilmek için kırk farklı sistem gezmek, gezerken de o anki işi akılda tutmak gerekiyor çünkü bu sistemlerin login bilgileri de birbirlerinden farklı çoğunlukla, ve kullanıcı olarak seçme şansımız yok; IT'den ne gelirse tamam ağam tamam paşam.

Özetle; iş tatmini yok.

Yıllar önce tanışıp, türlü şey yaşayıp ancak duygusal ilişki moduna birlikte girmekten götüm götüm kaçtığım insanlarla türlü nedenden bağları kırıp koparmıştım (haklılığımı tartışacak değiliz arkadaşlar, mütevazılığımı sorgulamayın çünkü mükemmelim dlfghdfh). Aklıma düşen birkaç isimle tesadüfen sosyal medyada karşılaşmamız bi ilginç. Sanki google ve mahdumları aklımızdan geçenleri okuyup bulduruyo bizleri birbirimize. Eğer bu model çalışıyorsa neden aradığımız "ultimate" insanı bulamıyoruz ki bir türlü? İsviçreli bilim insanlarını işlerini doğrudüzgün yapmaya davet ediyorum. SGKları yatıyo di mi? Ses çıkarmasınlar, çalışsınlar.

Zoraki geyik de baydı, bir çok şey gibi. Galiba tahammülün eseri bile kalmadı içlerimizde. Armut piş ağzıma düşçülük de değil bu; ödeyeceğimiz bedeli bilmek görmek istiyoruz daha demodan bile önce.

Yıllarca süren mutlak yalnızlığın getirdiği açlıkla eşzamanlı yazıştığım yine bir dünya adam var. Oynamıyorum, kendim gibiyim hepsine karşı. Ama bedenimden çıkıp kendime dış gözle bakınca şunu çok net görebiliyorum: Eskiye kıyasla çok daha dürüst ve açıksözlüyüm insanlara karşı.

C evlenmiş, hem de bir kadınla. Ben adamı gay biliyordum, adam biseksüel çıktı arkadaşlar. Şaşkınlığımı dile getirdiğimde de "bifobik olduğunu bilmiyodum" diye şakayla ve ironiyle karışık bi laf soktu da mevzu o değil; ben gerçekten C'nin gay olduğunu sanıyordum.

"Kahve içelim bir akşam" diye sözleştik. Buluştuğumuzda bana yürümesi ve yavşaması çok olası. Ama adamın başı bağlı. Başı bağlı bir adamla bir şey yaşamam doğru değil. Evet, evlilik onun evliliği, ama bunu bile bile daha önce tecrübe edip hiç hoşlanmadığım hisleri bir başkasına yaşatmak da bana yakışmaz. Ola ki rotadan saparsa, karşı koymam lazım.

Veya belki de hiç görüşmemeliyim, bilmiyorum. Ama en azından bir kere görsem, iyi gelir, eminim. Hislerimin yokluğunu bu yolla teyit edebilirsem sonrasında arkadaş bile olabiliriz belki. Neticede geçmiş paylaşımlarımız hem cinsel düzeydeydi. Çünkü C'nin bana duyduğu yoğun isteğe rağmen ben C'ye hazır değildim ve ona güvenmiyordum.

Bir insanın gözlerine bakınca "Bu boynuzu takar" dersiniz ya, öyleydi benim için C. Hem ona güvenmiyordum; hem de ben bir ilişki yaşamaya hazır olgunluğa erişmemiştim. Çünkü biliyordum ki C ile başlasak, bitecekti bir sebepten. Ama ben C'yi kaybetmek istemiyordum. Fuckbuddy sıfatıyla da olsa hayatımda olmalıydı.

Günümüze geldiğimizde; C ile hiçbir bok olamadık. Fuckbuddylik kaç sene önce bitti. İletişimi bile koparıp fırlattık. Bu akşam beni takip edip mesaj atması falan bu açıdan bakınca hem iyi hissettirdi hem de garip geldi. Neticede şu an kaybedeceğimiz pek bir şey yok birbirimize dair; çünkü zaten yıllar önce birbirimizi kaybettik bir kere.

Of neler diyorum?! ADAM EVLİ LAN! Kır kıçını otur Günlük, sana yükselen adamlardan kendine en yakın bulduğun üçüyle datee çıkıp aralarından en içselleştirebildiğinle sürdür işte.

İyi bir mühendisin yaşayacağı ilişki başka ne ve nasıl olur ki?

Perşembe, Nisan 28, 2022

Unpleasant

Hi Günlük,

Bugüne dek her yıkılışımda, her yıkılış sonrası dirilişimde burada aldım soluğu. Bu defa biraz daha farklı sanırım. Drama yok, en azından öyle sanıyorum. 

Son duygusal birlikteliğimden bu yana 7 yıl, son cinsel birlikteliğimden bu yana neredeyse 3 yıl geçti. Mümkün olmayışlarının türlü sebepleri var, ama hiç oraya girmeyi düşünmüyorum.

Geçen 7 seneye kısaca göz gezdirelim bakalım. Initiallardan yürümeyi seviyorum sanırım; buyursunlar:

AA: Senden ayrılmak, özsaygıya dair aldığım en doğru kararmış; keşke daha önce uyansaymışım o kabustan.

HT: Gizliliğe dair bir dünya martaval okuduktan sonra aramızdaki şey başlamadan bittiğinde tıpkı doğum günüme “çalışmaktan geç kaldığındaki” gibi soluğu bir başkasının koynunda almakla kalmayıp bana, bedenime, alışkanlıklarıma dair ne varsa gidip sağda solda anlatmışsın tanımadığım, tanımadığın insanlara. Neden bu kadar saygısızsın kısmını geçiyorum, başına ne geldi de bu kadar kötü bi insan olabildin? Hayatta mutluluğu yaşaman çok ama çok zor. Affetmedim; affetmeyi düşünmüyorum, ama eskisi gibi içim bi tuhaf olmuyo aklıma geldiğinde.

EB: Keşke hikaye 15 sene önce bittiği yerde kalsaydı. Keşke arkadaşça görüşmeye karar vermeseydik. Keşke “arkadaşça” düzenlediğimiz o ev partisine fuckbuddyni davet etmeseydin. Keşke bir sonraki partiye dateimi davet ettiğim için ortalığı yıkıp insanlara saldırmasaydın. Keşke, sana ne kadar kötü geldiğini bile bile kendini uyuşturucu maddelere bırakmasaydın. Hayatımdan çıktığına mutluyum.

CB: Sanırım hayatımda ilk defa kartlarım bu kadar cesurca açıktı, korkmuyordum hiç. Bu kurduğum iletişime de yansımıştı. Karşılıklı çekincelerimizi dile getirdiğimizde gözlemlerimin o güne dek doğru olduğunu, ama artık oturaklı şeyler yaşamak istediğini söylemiştin. Oysa günübirlik de olsa ben hazırdım; yeter ki oynama! Bitirirken yaptığın saygısızlığa bana yakışmayacak bir karşılık verdim; ama yapmasam içimde kalır beni yerdi. İyi ki yapmışım, iyi ki o geceyi sana zehir etmişim. Hayata dair sıfır maliyetli bir eğitim verdim sana ama anlayabileceğini düşünmüyorum pek.

S: Gerçek olamayacak kadar iyisin! İstemsizce “Eveet bunun eksiği gediği nerede acaba” diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Zamanla çıkacaktır ortaya.

ÖÖ: Geçen 10 senelik tanışıklığın hatrına sanki daha açık iletişim kurmalıymışız gibi geliyor, üstelik geçmiş zamanda benzer anlarda birbirimizden etkilendiğimizi ama “arkadaşça” görüşme güdüsüne gölge düşürmemek için renk vermediğimizi yakın zamanda itiraf ettiğimizi düşününce. Kaybedecek bir şeyimiz yok, neticede yıllardır görüşmüyorduk. Her nasıl mutlu olacaksan aynen devam; ama bana yıllardır tasvirlediğin mutluluğa bu kafayla ulaşman neredeyse imkansız.

Hala okuyan kaldıysa bi yorum patlatsın da bilelim, di mi? :)

Sevgiler

G.A

Cumartesi, Mart 26, 2016

tanıyamazsın beni

Sahi, son yazdığımdan bu yana neler oldu bitti, bir bilsen.

Hayatımda ikinci kez aşık oldum, ikinci kez fena tökezledim çünkü yine hazırlıksız anımda yakalanıp terkedildim. Bira, şarap ve rakıyla, gıda olmadan, yaşamayı öğrendim. Spor yaparak fazla kiloları verip şımarmayı, sonra depresyona girince o kiloları geri alıp özgüvenimi kaybetmeyi öğrendim. Yeni tanıştığım insanlara bardak çay poşetiymişçesine "bir kullanımlık" muamelesi yapmayı, ağlayıp zırlayanın gözünün içine baka baka yalan söylemeyi öğrendim. İçim parçalanıp dökülürken sosyal ve profesyonel çevrelerde sanki amına kodumunun her şeyi mükemmelmişçesine hava atmayı, mutlu görünmeyi öğrendim. Yaşadığım mutluluğun sarhoşluğuyla yine hayatımın merkezine koyduğum adamın sessiz sedasız, ama acıtarak, kanatarak, kanırtarak çekip gidişine susmayı öğrendim. En korktuğum şey başıma geldi; hissetmemeyi öğrendim. Kazandığım tüm parayı alkole ve sigaraya verdikten sonra ay sonunu nasıl getireceğimi çok iyi öğrendim. Özel hayatımdaki hüsranın hırsını işimden çıkarmayı, olmaz işlerin olurunu yapıp sunmayı öğrendim.

Ama bu da yetmedi, ekip olarak hepimizi işten attılar. Aldığım dondurma kaymak tazminatla uzun süredir istediklerimi alabileceğimi ve yapabileceğimi öğrendim. Sonunda parasızlık olsa da yapmalıydım çünkü.

Geldiğim noktada hissedemiyorum. İstesem de olmuyor. Hoş, hiç birilerini tanımaya, sormaya, cevaplamaya, zaman geçirmeye de mecalim yok. Üç beş sevdiğim insan var çevremde, onların varlığıyla avunuyorum. Yenilere yer ayıramıyorum. Hepimiz kırgınız, hepimiz mutsuzuz, hepimiz düzgün bir ilişki istiyoruz; ama kimsenin kimseye tahammülü ve eyvallahı yok. Zarar görmemek için yalnızlıklarımıza sıkı sıkıya sarılıp hayatlarımıza devam ediyoruz.

Alışveriş yapmaya bayılan ben, mağazalara filan girmek istemiyorum. Her şeyim var, daha fazlasına ihtiyacım yok. Elimdekileri azaltmanın peşindeyim bir yandan. Ama içimde felaket bir alışveriş dürtüsü var. "Git bi şeyler al." çığlıkları atıyo sürekli orospu. Ameliyat bandıyla dudaklarını bantlayıp susturasım var.

Kısaca yazışalım, uygunsak buluşalım evlerden birinde. Sevişelim. Çığlıklar içinde orgazm olalım. Ama lütfen, duş dahi almadan, adlarımızı ve telefon numaralarımızı bile öğrenmeden siktir olup gidelim. İstemiyorum kimseyi tanımayı. Tahammülüm yok kimseye; dediğim gibi eyvallahım da.

Pazar, Eylül 20, 2015

naber pampa yea? vol1

Aradan sene geçti biliyorum, ancak beni hala okuyan kimse var mı onu bilmiyorum.

Bu sürede neler oldu neler. Rewind and replay postunda bahsettiğim "O" ile modern bozuşma yaşadık. Ancak ipleri koparmadık.

Uzun süre görüşmeyip geçen yıl Kasım ayında geçmiş yılların hatrına birlikte zaman geçirmek adına Tünel'de bunun çok sevdiği bir restorana gittik. Araba kullandığı için şişenin çoğunu bana içirdi. Her ne kadar "Ayık kalacaksın Günlük! Sarhoş olmak şöyle dursun, çakırkeyif dahi olursan senin çükünü koparırım oğlum! Bilincini kaybetmeyeceksin "O"nun karşısında." desem de olmadı. Neyse bu evine doğru yol almaya başladı mekandan çıkıp ayaküstü yarım saat havadan sudan konuşmamızdan sonra. O geceye dair bildiğim bir şey varsa o da birbirimizin gözlerinde umudu arıyor oluşumuzdu. "Bizden cacık olur mu?" sorusunu soruyorduk konuşmadan, içimizde fırtınalar kopararak. Kimsenin diğerine yakınlaşmaya cesareti yok, ikimiz de birbirimizden bekliyorduk. Hiç kimse hamlede bulunmadı. Yanak yanağa öpüşür gibi yapıp ayrıldık.

Komşumun oralarda olduğunu öğrendim. Mesafe fazla ya, hesapta gecenin sonunda buluşup tek araba evlere dönmek var. Saldım kendimi Tektekçi'nin alkol kokan ellerine, bıraktım.

Ben: Şey pardon, bana en büyük boy Hayvan getirir misin?
Garson: (Gözleri yerinden fırlayarak) Emin misin? Bak içinde dünya kadar alkol var, pahalı da. Daha ağırdan kafa yapacak daha ekonomik şeyler getirebilirim istersen.
B: Yok yok, Hayvan olsun. Balyoz etkisi yaratır, iyi gelir bana. Sürünmeye ihtiyacım var bu gece.
G: (Gülerek) Te allaam, tamam tamam.

İçmeye başladım, bir yandan manyak gibi kendi kendime dans ediyorum sokağın ortasında. Mekana gelen istisnasız herkes en az bir arkadaşıyla birlikte. Ancak ben, tek başıma. Weirdoluğum buradan net anlaşılabilir. Zaten, böyle yerlere benden başka kaç kişi yalnız gidiyor ve eğleniyordur ki?

Daha şişeden çeyrek içmeden meyveler bitti, düşün ki o kadar acı, o kadar yakıp kavuruyor içimi.

Şişenin yarısına geldiğimde bitiktim, net. Duvarlara tutunarak tuvaleti bulabildim. İşedim, çıktım. Neyse ki komşum da arkadaşlarıyla o arada oldukları mekandan çıkmış, olduğum yere doğru geliyormuş. "İyi bari Günlük, fırla sen de" dedim, ama ne fırlamak! Yerdeki taşları öpüjeeam neredeyse! Ayakta duramıyorum. Yürürken yalpalıyorum. Arada bi kaptırıp bi tarafa doğru üç beş adım atıyorum. Sonra kafamı güçbela kaldırıp diğer tarafa atıyor ve biraz da o tarafa doğru üç beş adım yalpalıyorum. Zig zag çize çize Galatasaray Lisesi'nin önüne geldim. Kapıya sırtımı verip beklemeye koyuldum "Tamam Günlükçüm, kasma daha fazla." diyerek.

Hiç tanımadığım biri atladı önüme "Ahaaa dostum sen beni hatırlayacak mısın acaba ya?" derken sol kolunu omzuma atıp. Herhalde satıcı falan da beni sarhoş gördü de kakalayıp para kazanmak için ayak çekiyor diye düşündüm, öyle ya, olduğum yer İstanbul a.k.a. kurtlar sofrası.

Neyse o arada kafamı çevirdim, Ümit! "Vaaaay sen nerelerdesin yaşıyo musun yea ehe öehöehh olum çok zaman oldu yeaaa vay amınaki olum çok özlemişim yaaaa" tınılarında özlem giderdik. Sonra arkadaşlarının yanına gönderdim onu. Neyse ki komşum da hemen geldi. Komşumun adı Berk.

Arabayla yola çıktık. Önce arabadaki tek kızı evine bırakıcaz, sonra Berk ve Berk'in benden hallice sarhoş kankası ile birlikte evlerin yolunu tutucaz. Kilometrelerce yolu sorunsuz, sohbet ede ede, bi yandan dans ettiğimi sanarak gittim de, eve varmamıza bir kaç km kala neden kustum? Özellikle kusarsam diye istediğim poşeti tutturamayıp neden Berk'in trençkotuna kustum? Neden Berk'in kankasının şemsiyesinin üzerine doğru kustum? Tüm bu sorular sır perdesinin ardında hala :D

Neyse, Berk evime sağsalim getirip yatırdı beni yatağımda, ben sürekli "Oğlum çok mahçup oldum sana ya, nasıl telafi ederim bunu bilmiyorum." diye sayıklarken.

O mu? Ona geleceğiz elbet. Tabii ki geleceğiz! :-)

Pazar, Temmuz 06, 2014

Rewind and replay

Dışarıda, insanlarla birlikteyken çok güzel; sohbet ederken, eğlenirken falan kafandaki odağı dağıtabiliyorsun. Ama yalnız kaldığında her şey yine kayıp gidiyor be. Yapacak bir şey bulamıyorum mesela ben dün eve geldiğimden beri.

Hobilerimle ilgilenir gibi yapıyorum, ama ilham olmadıktan sonra ne ile nasıl ilgileneceksin? "Belki ilham gelir ya" deyip duygularımı düşüncelerimi dışa vurabilirim diye girişiyorum, ama ortaya çıkanlar çöpten başka bi şey değil.

Kafamı nasıl dağıtabileceğimi net olarak bilmiyorum. Evet, alkolün yardımı çok oluyor ama kendimi alkole vermek istemiyorum. Ha acilen içmem lazım, o ayrı. Ayık kafayla çekilmiyor "kahrolası bağzı şeyler".

Yaş geldi 29a, her ne kadar kendimi ve herkesi "Ben 28 yaşındayım be!" deyip kandırmaya çalışsam da. Hemen her zamanki gibi konumumdan ve hayatımdan hiç mi hiç memnun değilim. Önceden yalan yanlış bile olsa kendime yollar çizebiliyordum şu kaostan çıkabilmek için. Çoğunlukla sonuca ulaşamasam bile çırpınışlarla en azından kafamı dağıtıp rahatlayabiliyordum. Şu an öyle bir durum da yok. Yok. Bulamıyorum çıkış yolunu. Hemen her kapı sökülmüş de yerine duvar örülmüş sanki.

Gözüme "Olabilir!" görünen bir kaç kapı ise imkansız gibi, maddi harcama gerektiriyor, ki ben borç batağındayım (Ahaa her zamanki gibi!).

Ne yapmalı, nasıl yapmalı, nereden başlamalı, ne düşünmeli, bilmiyorum.

İşte boşluk şimdi başlıyor.

Cuma, Temmuz 04, 2014

Altı patlar

Şuursuz bi cesaretle dün akşam kibarca durumumuzu sorguladım, bu sabah "olmaz işler bunlar günlük, ben o defteri çoktan kapadım" temalı bi cevap aldım. Yapacak bir şey yok. Ektiğimin ufak bi kısmını biçtim. Bana karşı gayet dürüst ve netti, sekiz yıl önce benim ona yaptığımın aksine.

Sanırım benim için yeni bir dönüm noktası bu. Bilinç altıma yepyeni bir yön verdiğimin/verildiğinin farkındayım. İstanbul'a taşınalı iki yıl dolmak üzereyken geçen sürede hiçbir kazanımımın olmadığını düşünüyordum, şu içinde olduğum durum balyoz etkili bir farkındalık yarattı.

Sekiz yıldır hayatımda değildi, bundan sonra istediğim sıfatla olmaması da yokluk yaratmayacaktır. Ancak "şimdi"yi onunla dopdolu yaşıyorum. Ve bu sefer "move on Günlük, yeni denizlere yelken aç" demiyorum kendime. Sökükleri dikmek, çürükleri tamir etmek zamanı. İnziva değil elbette, kendimi hayata kapatmak istemiyorum daha fazla, ama hiçbir şey olmamış gibi davranmam da mümkün değil tam da şu anda. Geçecek elbet.

Karşımıza çıkan insanla tek şansımız olduğunu da bu yolla öğrenmiş, özümsemiş oldum. En başta hangi role büründürdüysek o insanı, dışına pek çıkaramıyoruz apaçık.

Sağlık olsun.

posted from Bloggeroid

Salı, Temmuz 01, 2014

paçanga böreği - pastırma vol2


Son postun üzerine "O pride'a giderim ama onu görmem! Görmemem lazım! Onun da beni görmemesi lazım!" diye diye saatler geçirdim. Sonra kendi kendimi gaza getirip Taksim'e çıktım. Elimde dövizimle yürüdüm cadde boyu. (Lütfen, çok rica ediyorum, duş alın. Tıkış tepiş binlerce insanın arasındasınız, nolur duş alın da öyle gelin.)

Yürürken yazdı bana "Naber" diye. "İstiklaldeyim, yürüyorum, senden naber?" dedim. Hede höde of çok kalabalık modunda kısaca yazıştık. Sonra bana "Ben Sugar'dayım, gel istersen" dedi. "Tamam ama yarım saate anca gelebilirim sanırım, et et üstüne kalabalık." dedim, eğer ki nezaketen çağırdıysa "Aa tamam o zaman biz gitmiş oluruz." diye çevirebilmesi için. "Koş gel hadi" dediğinde topukladım, o kalabalığın içinde 15 dk sonra Sugar'daydım (hayatımda ilk defa).

İnanılmaz değişmiş! O eski çocuk yüzlü insan gitmiş yerine tipi gayet oturmuş, aldığı bir kaç kiloyu vücudunun en güzel yerlerine serpiştirmiş, fıstık gibi bir adam gelmiş! Konuşamadım tabi ki. Zaten gürültülüydü. Sonra kahve içmeye geçtik. Sonra bir şeyler yerken anca dillerimiz çözüldü, havadan sudan sohbet. Mekana geçtiğimizde beni ve yakın arkadaşını dans pistine sürükledi. Biraz dans ettik, sonra beni terasa çıkardı. Onu öpmemek için o kadar zor tuttum ki kendimi. Niye tuttuysam o da ayrı. Havadan sudan sohbet açtım yine, sıkıldı, içeri girdik.

Sonra bir ara yine hep beraber terasa çıktık. Fazla tabure olmadığından o sola kaydı, ben sağına geldim, teker lobumuzu yapıştırdık :-) Güzeldi. Biraz sonra sıkıldı kalktı yine (Yine!) Ortam kalabalıklaşınca dizimden destek aldı, elimi attım anında elinin üstüne. Bir kaç dk sonra yine çekti elini. Gecenin devamında benden uzaktı. En son ayrılırken belki kapıya gelir dedim, ama gelmedi. Sanki bir daha görüşmeyecekmişizcesine sımsıkı sarıldım ona - devamımızı ben de bilmiyorum çünkü.

Yine havadan sudan yazışmaya devam ediyoruz seyreklikle.

B: Günaydın. Haftaya temiz bi başlangıç olsun. (Burada dünkü "Ben döndükten sonra temiz başlangıç yapalım"a gönderme yapmak istedim)
O: Senin için de Günlük'çüğüm, güzel bir hafta olsun.

Mesafeli samimiyetini yerim senin, fıstık :-) Gel bana, korkma, bu sefer de güven. Emin ol hak ediyorum, emin ol üzülmeyeceksin; bilakis mutlu olacaksın!

Pazar, Haziran 29, 2014

sen gelmeyince kendimi pastırmaya verdim

Sekiz yıl öncesine dayanıyor olaylar. O zamanlar toydum, çiğdim, çocuktum, korkusuzdum, kırmak geçirmek eylemlerinin sonucunun hiçbir önemi yoktu benim için. Nasılsa derya denizdi dünya, biri gider diğeri gelirdi.

Geçen sekiz yılda piştim diyemem, "az pişmiş marine biftek" olarak nitelendiriyorum şu anki konumumu, durumumu.

Geçmişle bağlarımı koparmak adına yaptığım hatalardan dolayı özür dilemek istediğim biz dizi insan vardı. Son bir kaç yıldır bu listeyi tamamlamanın peşindeydim usul usul. Hemen herkese sunmuştum özrümü; biri hariç.

Benim için eşcinselliğin "eş"siz, sadece cinsellikten ibaret olduğu zamanlardı. Yeni yeni duygusal ilişki olgusunu anlamaya başlamıştım. O beni görüp yazdığında "Hmm, hoş çocuk gerçekten." demiştim. Pamuk ipliğine bağlı olsa da devam eden bir ilişkim vardı, ancak bu benim için bir başkasıyla görüşmeye engel değildi. Çünkü "Olmaz artık, bittik biz." dememe rağmen ayrılığı yok sayan biriyle beraberdim.

Şık bir mekanda akşam yemeği yemiştik. Orada bahsetmiştim ilişkimden. Çıldırdı tabi ki, "Madem ilişkin var ne diye bana geliyorsun?" diye. Haklıydı da.

İlerleyen günlerde bana davet etmiştim, geldi. Şarap eşliğinde saatlerce sohbet ettik.

Sonra o salaktan ayrıldım, tüm bağları tamamen kopardım. Anında yenisini aradım, "Ben artık yalnızım, bana gelmek ister misin?" diye. Geldi. O gece uzun uzun öpüştük, çırılçıplak kaldık. O ağır adımlarla ilerlemek istiyordu, ancak benim sabrım yoktu. Tüketim jenerasyonunun gözde bireyiydim çünkü.

Ertesi sabah birlikte kahvaltı ettikten sonra okula geldik. Benim içimde bir şeyler kırıldı. İstemiyordum onu. Bana olan hayranlığı apaçık ortadaydı. Ancak ben ona hazır değildim. Hani bir şeyi uzun süre istersin de sonra sabrın tükenir. Onu bulursun, ama çok geç kalmış hissedersin ve elinin tersiyle buruşturup fırlatırsın ya kenara, öyle yaptım. Tam da istediğim gibiyken korkup kaçtım. Telefonlarına çıkmadım, mesajlarını cevapsız bıraktım. Bir akşam dışarı davet ettiğinde "Arkadaşımın ailesi boşanıyormuş, ona destek olmaya çalışıyorum, bu akşam buluşamayız." deyip reddetmiştim. Gerçi bu yalan değildi, arkadaşımın ailesi boşanıyordu gerçekten. Ancak ben bunu iyi bir buluşmama bahanesine dönüştürebilmiştim.

Sonra başlamadan bittiğini farketti. Çılgına döndü. O dönem popüler olan "MSN"den bana saydırdı olan biten lafı. Haklıydı. Ayan beyan puştluktu yaptığım. Götlüktü. Ödleklikti.

İlerleyen zaman içinde bir kere iletişim kurmaya çalıştım, alaycı ama kızgın tavırla reddetti. Özrümü dileyemedim.

Geçen sekiz yılda sıkça aklıma geldi, ancak o son konuşmayı hatırlayınca "İnsanların hatıralarını deşip arkandan daha fazla küfrettirmene hiç gerek yok Günlük." deyip devam ettim yoluma.

İki gün önce facebooktan yazdı bana "Naber?" diye. Konuşmaya başladık, ekleştik, telefona geçtik, whatsapplara kadar uzandık. Birbirimizden bihaber geçen yılların acısını çıkarırcasına sohbet ettik. Geçen iki günde "İyi geceler :-)" ile kapatıp "Günaydın! Güzel bir gün olsun." diyerek açtık günlerimizi.

Bugün biraz daha kişisel, biraz daha içsel konuştuk: B: Ben O: O

O: Aslında davet ettiğinde gece kaç olursa olsun sana gelirdim. Senin İstanbul'un bir ucunda oluşun, benim diğer ucunda olmam pek de umrumda değil.
B: Geçen gün dediğin gibi, yeni yeni tanıyoruz aslında birbirimizi. Hala fırsat var bence.
O: Benim ailem yüzünden durumum belli değil, yurt dışına çıkıp geleceğim, bir de tabi silemediğim geçmiş yaşanmışlık var.
B: Önümüzdeki hafta buluşacak mıyız peki?
O: Aslında onu da yurt dışından döndükten sonra temiz temiz yapsak?
B: Peki
B: Peki hani gece kaç olursa gelirdim falan dedin ya, bunun şu anda olmamasının sebebi bu seyahat ve sebepleri mi yoksa bilinçaltı mı?
O: İkisi de. Ama senle yeni tanışıyor olsaydık şimdiye gelmiştim.
B: #$%&*?

Pazartesi, Haziran 24, 2013

sey...

Merhaba lan günlük, kerata seni,

Durup hesapladim da bi, 20 aydir kalbim, 8 aydir da donum cok yalniz lan. Yazik bana bence.

Bu surecte hic mi olmadi canimin cektigi adam? Cok! Olmadi, denk gelmedi, adam hetero cikti falan. Beni begeneni de ben begenmedim derken bugunlere geldik sanirim sevgili gunluk.

Hic sevmedigim romeoyu kendi haline birakirken yine hic sevmedigim grindrda bi kac kisiyle tanistim, hatta biriyle flort moduna bile girdik ama o da aksi gibi sulalesiyle(!) tatile cikti
10 gunlugune, telefonunu kapatacagini da soyledi onceden. Siklikla aklima geliyor adam ama yapacak bi sey yok, ben yazacagimi yazdim facebookuna, the turn is his bebegim ya.

Ciftlesmem lazim benim acilen! Ama oyle herhangi biri olsun istemiyorum ben. Ozel biri olsun, tek olsun, isin icinde his de olsun cigliklar atarken, kuru kuruya seks yapmak degil istedigim.

Fuckbuddylik bile olur lan, ama monogamik olmali o da. Zira kondom kullanmayi sevmiyorum ben, hastalik riskinden once onun stresi öldürür beni.

Bi de gunluk, ailem geleli 1 ay oldu lan, ne zaman gidecek olm bunlar? Kendi evleri yok mu bu adamlarin? Benim cinsel hayatim yok mu onlara gore de? Illa eve birini mi atmaliyim onlarin gitmesi icin? Bayginlik getirdiler lan artik. Psikolojim bozuldu be.

Hofff :-(

Published with Blogger-droid v2.0.10

Perşembe, Şubat 14, 2013

sikkolata sikkolata hayat istanbulda sikkolata

ne oldu, ne bitti, hiç bilmiyorum. ama 10 yıldır hayatımda olan insanların hayatından çıkmaya başladım. tek kalemde silmek, atmak. yakın zamanda tanıştığım (en yenisi 2 sene falan) insanlara da benzer muameleyi yapmaya başladım. kaypaklıklara karşı tepki eşiğim düştü iyice, pasif-agresifliği de bi kenara bıraktım, silip-sikip atıyorum. belki öyle daha güzel olur hayat, ne dersin?


Cumartesi, Ekim 20, 2012

sıkıntı değil benimki, sikinti

Next Big Thing (feat. Pusha T & Pharrell Williams) by Chester French on Grooveshark

Yalnızlık ne zor şey lan! Yok, illa aşk meşk anlama şimdi. O da var tabi ki, ama asıl koyan genel itibariyle bambaşka bi yalnızlık.

Bu gece Taksim'de taş üstünde taş bırakmayasıya eğlenesim var. Ancak, birlikte dışarı çıkacak kimse yok gibi. Ankara'dan gelen bi arkadaşımın programı şayet erken biterse birlikte Taksim'e geçeceğiz falan. Lan! Lan! Lan!

Hani çok sosyaldim aslında ben? Hani muhtelif sayıda arkadaşım vardı? Hani hepsinin yeri ayrıydı da birlikte zaman geçirmekten ve mekanlarda eğlenmekten büyük keyif aldığım bi grup vardı? Noldu ona?

Yalnızım arkadaş! Çok yalnızım! Bugüne kadar pek takmamıştım bu durumu, ama yalnızlıktan kırılmaya başladığımı farkettim. Meğer içimde ne sosyal bi orospu varmış da haberim yokmuş. Tanımadığım insanlarla konuşasım var.

Özetle, ben her aşık oluşumda böyle oluyoreröre.

"Sen de ne ayrangönüllüsün yahu, önüne gelene aşık oluyorsun." diyosundur belki. Kavram kargaşası yaratma bi sen de! Belki yoğun hoşlandım, belki çok hoşuma gitti ve aşık oldum diyerek özetliyorum belki durumu, nerden biliyosun?

Hoşlandığım adamı bu akşam için davet ettim, havasında değilmiş, çıkmayacakmış, teşekkür ediyormuş. İstenmediğime yüzde yüz eminim artık ve bu durum benim ziyadesiyle canımı sıkmaya başladı. Çünkü geri dönüp baktığımda hayatıma giren insanlara başlangıçta çok yoğun duygular hissetmedim ben hiç. Hep sonradan, zaman içinde sevdim. Baştan bu kadar yoğun hisler beslediğim hiç kimseyle ise beraber olamadım. Gönlün istediğiyle birlikte olamadım, gönlüme gelen taliplerleydim hep.

İstediğim adamların da beni istediği günler gelecek mi? Sakin ve daha mantıklı adımlar attığım ve insanların bana olan ilgilerini kaybetmeyeceğim zamanlar gelecek mi acaba?

27 yaşındayım ben arkadaşım. Eve çıkma, yuva kurma hadiseleri uzak görünse de uzun soluklu ve doğrudürüst bi ilişkimin olması gerektiği yaştayım artık. Bu durum acilen düzelmeli! Kafayı yemiycem yoo yoo!

Cuma, Ekim 19, 2012

Bu sefer de şarkı Türkçe, yazı İngilizce olsun, ne çıkar?

Yalvaramam by Candan Erçetin on Grooveshark

There are facts sweety, facts that you can't change, facts that kill you constantly every single second of every single day you wake up to.

No matter how hard you try, you end up with consequences of those facts. It always remains the same whether you work your ass off or you just leave it be.

You even can't find the correct words that can wrap up the waterfalls inside.

You end up alone, thinking hard enough to wipe off each and every single vein in the body. You may wish to rip your skin off, you just can't. All you can do is to wait. Cuz you don't even want to move an inch.

You've always known that it was hard, you just can't bear it anymore. You're still expecting it to turn into something nice - only you don't know it's not ever gonna happen, dear.

You're still expecting that it's all mutual, but it's not, obviously. Yet you can't give up on your hopes. They're everything that can keep you go on.

Misery has been a part of your life, only you don't know yet. You live the life of a 40 yrs old man. Even those "old" guys know how to handle such obstacles and they most certainly know how to enjoy it all.

All tied up, all lost, all abandoned, all fucked up, ruins everywhere, you can't find your way out even though you try pretty hard.

You know for sure that you're not running after fancy things. You'd like to keep it simple, naive, and steady. You're after peace and silence. You're after confidence and trust.

It takes a lifetime to find that right one, they say. They say that you have to stick strong to the next best person. Yet, enough is not enough.

Witnessing happiness right before your eyes is painful since you're not a link in that chain.


Final wishlist:
Call, if you miss
Invite, if you want to meet
Explain, if you wish to be clear
Ask, if you've got something on your mind
Be honest, if you didn't like
Say it, if you fancy
Ask, if you want
Say, if you love

Perşembe, Ekim 18, 2012

ne yapacağını bilemez haller vol.58576


Aklına gelen tonlarca şarkıdan nakaratları seçip coşkuyla söylemek istemek, fiziksel ve zihinsel olarak imkansız olsa da yerinde duramamak, ne yapacağını bilememek, kendini alkole vermek, şarap kafasıyla mastürbasyon yapmak, yalnızlıktan ödü kopmak, yalnız kalmak istememek, yalnız kalınca sırf evde ses olsun diye zappidi zoppidi şeyler bile dinlemek, duşta akan suyun sesine bayılmak ve yalnız olmadığını hissetmek, güzel eve karşın sikkolata hissetmek, buzdolabında çürümeyi bekleyen tonla yemeği hiçe saymak, yememek, sigara ve alkolle beslenmek, çalışmaktan nefret etmek, çalışmak zorunda olmaktan tiksinmek, tatil istemek, arkadaşlarla hiç ayrılmamacasına görüşmek istemek, çemkiresi veya ağlayası gelenleri dinlemek ve onlara omuz sunmak, sonra her şeyi tersine çevirip zırıl zırıl ağlamak istemek ama ağlayamamak, dünyanın çökmesi, içe doğru sıçmak (hatta montla sıçmak), sıyırmak. Evet.

Salı, Ekim 16, 2012

ben aslında o gördüğün cool kadın değildim

Unspoken by Pacific! on Grooveshark

Bi süredir hayatım iş ve uykudan ibaret olduğundan son 3 gecedir olanlar fazla geldi sanırım bana. Baştan alalım hadi.

Cumartesi akşamı İzmir'e gidecek olan annemi otobüse bindirdim ve haftasonu için İstanbul'a gelen arkadaşımla konuştuk, arkadaşının evini tarif etti, onlara gelmemi istedi. Ok çok güzel, otobüs gelmedi, sonra onlar geldi beni aldı falan dört kişi bi masa çevresinde, alkol muhabbeti, çok güzel geçiyor evde. Kedi olduğundan allerjim azdı bi yandan, çıldırmışçasına hapşırıyorum, sümüklü sümüklü dolanıyorum ortalıkta. Oğlanlardan biri de ilgimi çekiyor deliler gibi. Meğer bizim adamla bir senedir telefonda konuşuyorlarmış ve galiba oğlan bizimkinden hoşlanıyormuş. Ben zerre renk vermedim o akşam. Gecenin sonunda iki farklı yatak opsiyonumuz vardı: Biri yatak odasındaki, diğeriyse salondaki. Payıma yatak odası düşmüştü ancak hoşuma giden oğlan salondaydı. Bi bahaneyle fırladım kalktım salona onun yanına gittim, sonra ev sahibi olan eleman geldi ve ona yatak odasına gitmesini söyledi. İçimden küfrettim, deliler gibi küfrettim. Onun üstüne de ev sahibi oğlanla bol çığırtılı seviştim. Zevk aldım mı? Hayır. Hissettiğim yegane şey acıydı. Tecavüze uğradığımı farkettim. Karşı da koyamadım. Zira baştan ben de gönüllüydüm.

Aklımda diğer oğlan vardı. Meğer onlar da benim arkadaşımla ufak tefek bi şeyler yapmışlar ancak benim aslında acı dolu olan ama onlara göre zevkten çıkan seslerim yüzünden donları toplayıp uyumuşlar falan.

Ertesi sabah hoşuma giden elemanla ilk uyananlardık. Mutfağa geçtik, sohbet ettik uzun uzun. Öyle havadan sudan şeyler. Laf arasında bana komplimanlarda bulunmayı da ihmal etmedi. Topuklarım götüme vuruyordu resmen sevinçten. Ama yine renk vermedim.

Sonra elemanla beraber çıktık evden, otobüse bindik, benim eve yaklaşınca numaraları değiştik, vedalaştık ayrıldık. O gün bugündür aklımda elemandan başka hiçbi şey yok. Yok. Olması gerekiyor ama yok. Neden mi? Çünkü Pazar öğlen eve geldikten yaklaşık yarım saat sonra babaannemin ölüm haberini aldım. Yok, öyle babaanneme bayılan bi insan olmadım hiçbi zaman, sevmezdim hatta. Ancak o babamın annesiydi ve babamın ne durumda olduğunu tahmin bile edemiyordum. İzmir'den gelen arkadaşıma haber verdim, öğleden sonra onunla İzmir'e gidecektim. Gece yarısına doğru İzmir'e vardığımızda bi başka arkadaşım geçtim. ertesi sabah apar topar evime gittim.

Annemin dediğine göre babaannem uyuyo gibiymiş. Normalde ölü gibi uyuduğundan olmasın sakın? Uyur gibi ölür mü insan yahu? Ölü gibi uyur sadece, yorgundur, miskindir, tembeldir, uykuyu seviyodur, ölü gibi uyur.

Namazdı, defindi, babam yerle yeksandı derken akşamı ettik. Aklım sürekli babamda. Ayağa kalktığında bile "Sen otur dinlen baba ben yaparım." diye etrafında dört dönüyorum. Çünkü aklım babamda.

Bu sabah erkenden evden çıkıp İstanbul'a döndüm. Aklım hala babamda. Bi de benim oğlanda. Konuştuk ettik bu akşam yine dün akşamki gibi, yine benim çabalarımla, ama sanki olmayası bi işmiş gibi geliyor. Tanımak istiyorum adamı. Harbiden hoşuma gitti sakin mizacı, sessiz yapısı. Galiba hayatımda ilk defa janjanları olmayan bi erkekten bu kadar etkilendim. Adam piç değil, bu bariz. Benim olmalı fıstık! Üstüne binip kırb... öhm, ayıp şeyler bunlar. Ama olmalı, o ayrı :)

Şayet dedesinin yanına gitmezlerse haftasonu haber verecek de buluşacağız. Giderlerse bayram sonrasına kalacak dediğine göre. Ama bence tekrar aramamalıyım, bundan sonra mesaj atmamalıyım. O benimle iletişime geçmeli dilerse. Zira yeterince açtım kendimi, tanımayı istediğime varana dek söyledim. Karşılığı yoktu en azından o anda. Şayet ben bilmiyorsam da karşılığı varsa da belli edecektir zaten. "Ne bir telefon, ne bir mesaj geldi senden çişlibülük yarim." durumu olursa da yapacak bi şey yok, her zamanki gibi götümü avuçlayıp oturcam demektir.

Neye çok heveslensem elimde patlıyo lan! Bu sefer düzgün olmalı, öyle istiyorum. Öyle hissetmek istiyorum. Güzel olsun, zira ben mutlu olmayı hak ediyorum. Benim mutluluk tanımımda yalnızlığa yer yok. Mutluluğun yolu "o insan"dan geçiyor bende. "O insan" bu oğlan olsun, bu oğlan "o insan" olsun. Hay hay, buyursun gelsin falan hatta.

"Gönlüm isterse gelirim,
Bitmeyen aşkla sevişirim.
Seyret bak uçurum dağından,
Dümdüzdür vadim.
Ruhum isterse gezinirim,
Dipsiz uçurumlarda.
Aşk düzlükte yaşanıyor,
Düzlük tek aşkta."

Perşembe, Ekim 11, 2012

nerdy, flirty & dirty

Depolarini ve ofislerini kiralamak suretiyle musterisi oldugumuz bi firma var. Bu firmada calisan, 30 yasinda, kayisi koparmis, cin gibi bi adam var. Kendi capimizda yari arkadas yari flirt havasinda bi interactionimiz var. Her gun mutlaka telefonlasiyoruz ve birlikte takilma planlari yapiyoruz falan.

Ancak her nasilsa mutlaka bi engel bi sey cikiyor onumuze. Misal bu sabah servise bindigim duraga gittigimde o aradi. Guya gece bu taraftaymis, yol ustu beni alacakmis. Tamam dedim.

O geldiginde coktan kalabaliklasmistik. Ve ben ayrilip onun arabasina binemedim. That awkward minute of silence yasandi ve o an orasi haric her yerde olabilirdim, sorun degildi, ancak orada olmamaliydim. Cunku diger bekleyenleri birakip onun arabasina gidemedim. Aklina neler gelmistir kim bilir. Beyaz-mavi yaka muhabbeti yaptigimi dusunuyor bile olabilir. Ancak gercek su ki bizim ofisteki bi hatun da oradaydi ve zaten benim elemanla olan samimiyetimle dalga geciyor her firsatta. Art niyet degil, eglence maksatli.

Oysa ki o arabaya binmeliydim. Onla birlikte zaman gecirmis olacaktik. Hem ne var, yolunun ustuyse arkadaslar birbirlerini ise goturebilirler aslinda. Neyi bu kadar sik eleyip ince dokudum ki? Niye?

O arabaya binmeliydim.

Published with Blogger-droid v2.0.9

Salı, Ekim 09, 2012

kodugumunun is dunyasi

Canlar cigerler ve kuzu sarmalari,

Kazandigim uc kurusa karsilik gunde 15 saat calistigimdan buralari doldurmaya zaman bulamiyorum. Gece 11de eve gidince fukara sumugu gibi yayiliyorum anca. Fakat ve ancak burasi hep aklimda. Cunku surekli yazacak malzeme cikiyor, ama zamansizlik ve imkansizlik yazmami engelliyor.

En kisa zamanda uzun uzadiya yazabilmek, blogla hasret giderebilmek dilegiyle.

Sizi seven Gunluk

Published with Blogger-droid v2.0.9

Pazartesi, Ağustos 13, 2012

istanbul'a kezban, hayata kaşar

Bicycle by Memory Tapes on Grooveshark

Evet canlar ciğerleeer, sonunda taşındım İstanbul'a. Hatta üç hafta falan oluyor :) Yok, netim geç bağlandığından yazmakta gecikiyor değilim, hatta taşındıktan iki gün sonra netim bağlandı. Lakin, yirmi dört saat bana yetmez oldu a dostlar! Elbette göt yaydığım saatler de çok, ancak kendime ayırabildiğim yegane zaman o.

Her sabah 6:20de uyanıp kahvaltımı ediyorum, traştı tuvaletti diş fırçala ve giyin derken saat 7:20 oluyor ve kendimi asansörün önünde buluyorum. Asansör beklemekten nefret ettiğimden hiç bahsetmiş miydim?

7:30da servise binip işe gidiyorum. Servisteki diğer elemanlar tırt açıkçası, hiçbiriyle sohbet edemedim bugüne kadar. Kimseyi aşağılamak istemem, ama futbol ve karı-kız konuları beni açmıyor beyler. Adam gibi şeyler konuşun, ben de fikrimi belirteyim falan insan gibi sohbet edelim di mi? Ama yok işte.

Serviste oturduğum yer belli, tek koltuktayım. Yandaki ikilide gidip gelen bi eleman var. Arkadaş insan her uykusunda mı erekte olur? Gözüme gözüme sokuyo resmen pezevenk! Her sabah aynı terane. Ofise ulaşana kadar gözlerimi kırpamıyorum deli gibi uykum olmasına rağmen! Her sabah böyle. Bi yandan da çaktırmıyorum kimseye falan. Hayat çok zor!

Neyse efem, akşam oluyor eve geliyoruz. Bulaşıkları yıka Günlük, yemek yap Günlük, yemek ye Günlük, yıkanacak çamaşırın varsa onları makineye at Günlük, ertesi gün giyeceklerini ütüle Günlük, evi temizle Günlük, ebenin şamandırası Günlük! Ben de insanım be! Dünyaya Isaura olarak gelmek isteseydim Brezilya'da falan doğardım arkadaşım, göt yaymak gibi bi alışkanlık kanımda varmış ki Türk olarak doğmuşum, niye zorluyosun?

Hele ki o ütü yapmak! TAN-RIM! Bu sıcakta afedersin de deli mi öptü beni? Gömlekler niye illa ütülenmek zorunda? Babam böyle pasta yapm... I-ıh devam edemicem!

Velhasıl kelam, İstanbul'a geldim. Ancak gezip İstanbul'un tadına varmak şöyle dursun, işlerimi bile biriktirir oldum "Hıı, şurayı şurayı tek minibüsle hallederim, burası için şurdan dolmuş şart." diye ev ekonomisi yaparken. Gırtlağıma kadar borç batağındayım. Ev dediğin öyle kolay kurulmuyomuş cano. Dahası, faturalar gelecek yakın bi zamanda, ben yurt dışına çıkıyorum bi süreliğine, kira gelecek, aidat gelecek, ben ne bok yiyecem? Uçan kuş, selam! Sana da borcum vardır eminim. Tepeme sıç da ödeşelim.

Evimi çekip çevirerek yuva olmaya elverişli hale getirmek için çokça planım var. O Ikea kataloglarıdır içimin yağlarını eriten. Tabi hala daha beğenilen modeli marangoza yaptırma taraftarıyım; ancak Ikea hiç olmazsa faizli taksitlerle de sikebiliyor cüzdanlarımızı eğer çok istersek. Selam olsun sana İsveç sıçmığı, dandik malzemeden yapılmış mobilyaları fahiş fiyattan bize kakaladığın için! Luvz ya babe, kiss you miss you piss you.

Nerden baksan iki bin kişinin yaşadığı koca sitede tek bir gay olmaması da ayrı bi unsur sevgili insan. Ben varım, evet bi tek ben varım. Ha bi de bugün bi pasife daha rastladım. Ancak sen de biliyosun ki amacım arkadaş edinmek falan değil. Gelgelelim, sike sike arkadaş olucaz. Artık beraber balkonda oturur havuza girip çıkanları keseriz kahvelerimi içerken, napalım, Allah baba böyle yaratmış :(

Şu bahsini ettiğim eğlenceli gay ansiklopedisi ile ilgili kafamda çokça fikir var hala. Ancak pratiğe dökecek zamanım yok gibi şu aralar. Misal şu an saat 12:20 (gece yarısını biraz geçe) ve benim çoktaan uykuya dalmış olmam gerekiyodu aslında. Bu sebepten zorunlu olarak zıplıyorum yatağıma cano.

Öpürük (yeah beybe)

PS: Seks yapmanın saymakla bitmeyen yararlarından biri de cilde getirdiği ışıltı şüphesiz ki. Bu yüzden bi arkadaşımla sekse "facial care" adını taktık. Ve ben aylar sonra bugün facial care yaptım. Cildimdeki ışıltının yarın ofiste fark edilmesini umuyorum. Islak ve cortlaklı bi öpürük.

PS2: İzmir'i çok özlüyorum. Eğer İzmir'deysen, Konak-KSK vapurunda bindiğinde benim için de körfezi seyret, olur mu Ayraçsever? :'(

Pazartesi, Temmuz 16, 2012

hayat çok zor

Antonio (Designer Drugs Remix) by Annie on Grooveshark

Yaz geldi diye gevşedi götlerimizin yayları sevgili blogger. Bi rehavet çöktü hepimizin üstüne, ölü toprağı misali. Atmak lazım onu. Di?

Aslına bakarsan gayet sikko bi ruh halindeyim. Bu kadar eğlenceli bi kişilik gibi yansıyor olabilirim; ama adamın değil, depresyonun dibiyim. İşsizlik bi yandan savuruyo tokatları, bi yandan 27 yaşına gelip hala aileyle yaşıyor oluşum ve bunun getirdiği belli başlı sıkıntılar. Bunun yanında gündelik hayata dair sinir ve tahammül sınırlarımı zorlayan ufak tefek şeyler, ki küçümsememek lazım bence. Tamam ben ruh hastası olabilirim, ama insanlar da genel olarak son derece vurdumduymaz.

En samimi dostlarıma bile yansıtmıyorum şu ara köklerini salmış olan bu meymenetsiz ruh halimi. Yıllar yılı beni çektiler zaten. Daha fazla böyle bi yük taşıtmak istemiyorum onlara. Bu yüzden sıkıntılarımı onlara anlatmamaya çalışıyorum.

Gelgelelim tüm gün dört duvarın arasında kafayı yiyorum. Klimayı en son ne zaman kapatıp dinlendirdiğimi hatırlamıyorum mesela. 7/24 seks işçisi gibi çalıştırıyorum aleti. Günün birinde tepemde patlarsa şaşırmam, cayır cayır yanarım sadece.

İşsizlik çok kötü gerçekten. Hem evden dışarı çıkamıyo insan parasızlıktan, hem bi yandan vadesi gelen borçlar büyüyo insanın gözünde, kaynak olmadığı için. Hem de sikko lan! İşsizsin, düşünsene! Sikko, çok sikko!

Ev içinde onu neden oraya koydun, bu neden burda gibi sorular sormaya başladım artık. Yok abi, kendi düzenimin hakim olduğu bi ev lazım bana, yapamıyorum ben öyle aileyle falan. Misal geçim derdinden ev arkadaşı da edinmem lazım işe girip eve çıkınca ama benimkinden farklı alışkanlıkları olan biriyle aynı evi çekip çevirmeye çalışmak çok gözümde büyüyo. Tahammül kabiliyetimi yitirdim sanırım.

Mesela arkadaşım o kokar bamya çükünü donundan çıkarıp klozete işeyeceksen bi zahmet o kapağı kaldır! Sağa sola sıçrıyo ediyo ondan sonra yiyosa otur da işini gör!

Toplu taşıma araçlarında telefonlarını son ses öttürenler var bi de. Kıs sesini yahu, titreşime al ve götüne sok. Biri aradığında illa ki duyarsın! Bunun bi de bağıra bağıra konuşan versiyonu var. Bana ayrılan oksijeni tüketiyosunuz yer yemeyesiceler!

İnsan akışının yüksek olduğu noktalarda ağır ağır ve yayılarak yürüyüp beni delirten insanlar var mesela. Hayırdır? Sayfiye gezmesine mi çıktın uyuşuk kaltak? Elimin tersiye iki tane geçirmek yerine sağlam bi omuz atıp yere düşürdükten sonra hızla uzaklaşmak istiyorum olay mahallinden, ama yapamıyorum. Her yer mobese kaynıyo çünkü :(

Bunun bi de yolda arkadaşıyla yürürken ona cevap verebilmek için yolun orta yerinde durup düşünen versiyonu var ki onlara arkadan yaklaşıp iki elimi tokat atarcasına savurup kafasını kulaklardan sıkıştırasım var. O ani darbeyle eminim kulak zarları falan yırtılır zaten. Al sana al sana! :D

Neyse, kompozisyonu keseyim bence. Daha samimi şeylerden bahsedelim sevgili izlek. Misal, pişman mıyım? Asla. Güzelleştim yasla asdfghjklşi

İnsan zamanında kendi sorumluluğunda olan şeyler için sonradan başkasını suçlamamalı mesela. Bu yüzden içim son derece rahat. Aklıma gelmişken eklemek istedim bunu :)

Üzerinde bolca düşündüğüm yeni bi blog projesi var. Okuyanı eğlendiren bi havası olsun istiyorum, burdaki gibi böyle iç dökmeler dişi yakarışlar falan değil, daha çok güldüren bi şey olsun falan. Üj bej şekilli aslında aklımda, ama henüz ekrana dökülebilecek düzeyde değil. Yine Günlük Ayracı olarak yazıcam.

Günlük Ayracı'nın arka planı ve renkleriyle ilgili bi şikayet aldım yakın zamanda, gözleri yoruyormuş okurken. Katılıyor musun sen buna? Zira ona göre yeni görseller tasarlıcam. Ve düşündüğüm yeni görüntü eskisi gibi renkli olması yönünde. Tek fark, daha üç boyutlu, aslında gözün daha güzel amına koyan bi şey olması :D Ama daha eğlenceli olacağına inanıyorum. Bilemedim şimdi napıyım, fikir ver ey okur.

Sözlerime burada son verirken Gullüm Show'un Azize'sine kocaman selamlar ederim. Hemşireler zaten kırıp geçiriyodu ama Azize daha bi içten, daha bi bizden sanki. Yeni bölümleri bekliyorum harıl harıl.

"Ne güzel yerler, ne güzel yerler."

Cuma, Temmuz 13, 2012

mini mini bir gay donmuştu, tencereme konmuştu

Amerimacka (Feat Notch) by Thievery Corporation on Grooveshark

Merhabalar, saygılar, sevgiler.

Son posttan bu yana güzel gelişmeler olduğu gibi nötr ve olumsuzlar da oldu. Hangilerinden hangi sırada bahsedeceğim, bilmiyorum aslında. Gelişine vurucaz yine :)

Yakın bir gelecekte İstanbul'a taşınmam çok olası gibi. Bulduğum bi işe girebilmek için kastırıyorum şu aralar, zira güzel bi pozisyon. Maaş başlangıç için sıkıntı çektirecek bana belli bi süre sanırım, ama yine de keyif alarak yaşayacağım gibime geliyor.

Efendim, şu son İstanbul ziyaretimde sekiz yıldır tanıdığım ve beni bilmediğini sandığım hetero ve dişi bi arkadaşımın evinde kaldım üç gece boyunca. Hatun evde dişi ve yine hetero kuzeniyle yaşıyo. Kuzen dişisinin sevgilisi var bi yandan onla buluşuyo sık sık falan benim dişi arkadaşla çok sık bir arada zaman geçirmiyorlar.

Günlerden Cumartesi, hatunlar süslenip püslenmiş, Taksim yapılacak. "Ehuhu iyi hadi bakalım." diyerek gece 11de Taksim'in yolunu tuttum. Gittim. İlk başta kuzen dişisinin yine hetero ve erkek olan kardeşi ile onun yakın bi arkadaşıyla tanıştırıldım. İyi hoş güzel, İngiltere muhabbetleri de dönüyor ufaktan falan. Tünel'de bi mekana gittik, arkadaşları varmış orda. Biri erkek diğeri dişi iki kişi karşımda duruyor böyle. Oğlan tuvaletten yeni dönmüş, elleri de ıslak falan ve son derece hoş. Son son son derece hoş. Öyle gym kuşlarına benzemiyor hani sixpack bekleyenler için diyorum; tam istediğim kıvamda, ele gelen hatlara sahip ;)

Önceleri sevgili sanmıştım onları, hatunun elemana son derece intimate derecede yakın davranmasından mütevellit, çocuğun üstüne ardılmalar etmeler... Zira ben güya çaktırmadan oğlanı kesip bıyık burarken hatunun dik dik bana baktığını farkettim bi ara. Ama ne bakmak... Gözlerini dikmiş, asabi asabi fırlatıyor abla bakışları. Tırstım, "Olm Günlük, seni bilmeyen ve tolere olup olmadıklarını bile bilmediğin insanların arasındasın, rezil olcan şimdi." dedim kendime ve toparlandım. Ama aklım oğlanda tabi.

Sonra başka bi mekana geçtik orası çok sıcak olduğundan. Teras kat, havadar, Haliç dibimizde falan... Orada oğlanı yine kesmeye devam ettim ama aramızda sadece bir kişi oturduğundan ters açıdaydık çok kesmek kesişmek için. Bi ara Djarum'undan istedim, verdi falan. Ve farkettim ki o sevgilisi sandığım hatun aslında ablasıymış. Ay Allahım, düşman başına! Öyle abla olmaz. Fesat, içten pazarlıklı, mendebur mu mendebur, yer yemeyesice!

Pençelerini takmış yavruma, bırakmıyo. Oğlan da nasıl saf görünüyo böyle, nasıl naif ama nasıl da eğlenceli bi kişilik. Şipşirin bi yüzü var böyle. Yaşıtım ayrıca. Pazuları kaslı değil ama tam ısırılası. Yüz hatları müthiş. Babyface denebilir sanırım yüzü için ama bu tip ifadeler çok da skimde değil hani. Oğlan çok hoş ama!

O geceyi öyle kapattık işte, iki dişi hetero hatunla eve döndüm. Ertesi gece arkadaşım olanla sohbet ederken aslında beni yıllardır bildiğini öğrendim ve çemkirmekte de gecikmedim "Madem biliyodun e be karı, neden yıllardır beni kıvrandırdın durdun da Ş. ve O.'un yükünü azaltmadın? Zira hayatımdaki her bi gelişmede onlara sardırıyodum "Bak bugün nooldu biliyo musun?" diyerek." diye. Hak etti bence. Ama o kahkahalar atmakla yetindi. (Hetero değil mi anacım işte anca bu kadar...). Hatun gece yatağına geçerken kafamı koridora uzatıp "Ha bu arada. E. çok tatlı yauu ehe." dedim, sırıttı böyle pis pis.

Bi ertesi akşam İzmir'e dönmek üzere yola çıkmadan önce yemek üstü muhabbet ediyoduk. Bi ara "E'ye benzetiyoruz biz seni Günlük yaa. Tepkileriniz, duruşunuz, konuşma tarzınız çok benziyo." dedi hatunlar. "Çok da tatlı çocukmuş E. ehu." dedim artık, ne diyeyim. Şirret ablasından konuştuk kısaca. Ama lafı döndürüp dolaştırıp "E. ne tatlı çocukmuş öyle yauu."ya getirdim ben. E.'den hoşlandığımdan son derece eminler yani artık.

Bi kaç gün sonra Ş. ile konuştuğumda şu sekiz yıldır tanıdığım hatunun o gece Ş.'de kaldığını öğrendim, "Günlük E.'ye aşık oldu ehe." yapmış böyle. Ş. de bana soruyo "Aylardır boştaydın bebeyims sen, nooldu böyle?" diye. Anlattım ben de böyle böyle diye. Sonradan öğrendim ki evinde kaldığım G.'in kuzeni hatun Y., erkek arkadaşını E.'den kıskanıyomuş ve onun da gay olmasından şüpheleniyomuş. Çünkü E. sürekli oğlana asılıp duruyomuş. Sanırım sırf erkek arkadaşını koruma altına(!) almak için oğlanı bana push edicek. İşime gelir bebeyims diyorum tabi de öyle "İki sevişip bi öpüşelim, sonra herkes kendine yeni birini arasın." diyemiyorum E. için. Bariz hoşuma gitti aylar sonra birisi.

Aylar diyorum da, neredeyse senesi oluyor. Geçmişime baktığımda birbirinin peşisıra hayatıma girip çıkan insanlar olduğundan bu ara uzun geliyor bana. Ama o eski günleri de özlemiyorum. Tek başıma daha iyiyim abi ben. Yalnızlığımın bana verdiği hazzı kimsenin mahvetmesine izin vermem.

Şu işi kıstırsam da benden başkasını düşünmeseler bile işe almak için. İstediğim semtte istediğim özelliklerde bi ev denk getirsem de eşyalarımı alsam dayasam döşesem, üstüne bi de E. benim olsa, negzel olurdu hayat, di mi?