bok yediğinden başı ağrımak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bok yediğinden başı ağrımak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Aralık 02, 2011

sümüklü beynin sıçtıkları part van

(anafikir: pek düşünceliyim, ama hep odunlara denk geliyorum işte kara bahtım, ne diyeyim ah ah)

bilindiği üzere, imkansız kişisi üşüyüp karşımda tir tir titrerken atkımı vermiştim ona. üstüne "90 dk aktarmayı kaçırmayalım kızlaaar" diye bi çığlık duyunca bornovanın o iğrenç ayazında topuklaya topuklaya merkezde almıştık soluğu. hah işte ben o esnada bi hayli terlemiştim, üzerimde bi atkı neyim de olmadığı için götüm buz kesmişti çok afedersin canom. sanırım şifayı o dakikada kaptım.

eve dönüş sonrası zaten zeabbaha kadar oturduğumuzdan dinlenemedim de doğru dürüst. e kanepede zaten insan şey edemiyo rahat rahat.

özetle, sümükler beynime kadar ulaştı beybidollum.

imkansız kişisinin umrunda mı bu durum? değil tabii ki. Sİ-KİN-DE bile değil!

Perşembe, Kasım 24, 2011

bizimkisiğ bir aşk hikayesiğ


seni bırakmıştım aslında ayraç, ama böyle bi şeyler dürtükledi durdu beni, yazmalısın ayol dedim kendime.

dün bi hesap yaptım ve istatistikî bilgiler çıkardım. 2006 kasımından bu yana geçen 60 ayda toplamda 27 ay ilişkide kalmışım, 9 koca eskitmişim, en kısası 1 hafta, en uzunu 8,5 ay sürmüş, ilişki başına düşen ortalama süre 3 ay, örneklemin modu da medianı da 1,5 ay, belirlediğim bi kaç kritere göre beni en mutlu edeni 1,5 ay sürüp başta 2008 yılına olmak üzere hayatımın orta göbeğine damgasını vuran insan. anlayabileceğimiz üzere ilişkiler arasında pek zaman kaybetmemişim.

ilişkilerimin grafiğini bile çıkardım:



birbiri üstüne çakışan kimse yok aslında, gün farkıyla biten başlayan ilişkiler :)

anyway anacım, erkekleri seviyorum galiba ben. hayatımda hep birileri olsun mu istiyorum nedir, nasıl bi azgınım bilemedim ben ayol. vücudum östrojen mi salgılıyo yoksa testosteron mu onu da bilmiyorum, hem umrumda da değil.

bi şey yazcaktım ama unuttum.

şu ara kimse sardırsam, ne yapsam bilemedim ben. iş arıyomuşum gibi yapıyorum sözde ama aklımda hayalimde çok daha farklı şeyler var. hani laf başı geldi mi "benim paran senin paran" diyosun babişko tamam da o zaman niye yüksek lisansımı ingiltere'de yapmamı savurganlık olarak gördüğünü ifade ediyosun davranışlarınla? ya da sen kendi işimi kurmamı da istiyoken neden ben fikirlerle sana geldiğimde hemen en kötü senaryoları seriyosun önüme? hani biraz araştırma yapıp ondan sonra artısını eksisini değerlendirmek gerekmez mi? peşin hükümlü olmandan nefret ediyorum baba!

tekrardan anyway, dün biriyle tanıştım. öyle bi anlattı ki kendini, hani iki saniye kıçını kaşıyacak zamanı yok. yüzyüze tanışmayı çok istiyorum onla. iyi bi ilham kaynağı gibi algıladım ben kendisini, bunla da yetinmeyip beyaz atlı prensim olabileceği hayaline kapıldım gittim bi anda. yatağa girerken bile aklımda o vardı sabah. uyandığımda yine o vardı aklımda. gün boyu aptal gibi msne girmesini bekledim durdum. hani bunca yıllık mozarellayım, hala ilk günkü "kezbanlığım" saklı bi yerlerimde. bi sıçsam rahatlıcam, kurtulcam o lanet karıdan.

bu akşam tekrar msnde sohbet ediyoduk, akşam dediğim de gece 1 falan işte. kameralar açıldı, yakın geçmişten fotoğraflar paylaşıldı, sesli görüntülü konuşuluyor falan, bi kırıtma ehem öhöm bi kibarlık aman allahım!!! hayır şal senin neyine o şişko bedenle? fatih ürek gibisin!

çok daha ağır hakaretleri hak ediyosun zira eşcinsel hayata dair bakış açından midem bulandı. yok efendim bi erkekle hayat sürdüremezmiş, çünkü toplum ve aile baskısı yüzünden günü geldiğinde ya açılmak zorunda kalırmış ya da o kişiyi hayatından def etmek zorunda kalırmış, yok efendim öyle bi ilişki bunun kariyerini etkilermiş... keza bi dişi de olsa aynı şey geçerliymiş onun için ama nedense bu dişi kısmı sonradan geliyo. hani konu ilk başta uzun süreli eşcinsel birlikteliğin onun kariyerine kötü etki edeceğiydi, sonradan heteroseksüealite de eklendi. sen süne süne kopmayacak kadar yağlı bi kaşarsan ben napabilirim sevgili inekaşar? hem ineksin hem kaşarsın. ne de olsa kaşar ineğin ürününden yapılıyo, di mi? :)

fena sinirlendim bugün. ben onun ne denli sütten çıkma ak kaşık olduğunu düşünürken o salak salak konuştuğunda "döverim seni çocuk" dedim ve bunun üstüne "ap iken p olurum artık ehuehuheu" diye gerzekçe bi yanıt aldım. "senle çıkmam, çakarım çaktırırım geçerim" diyo kaşar orospu bi yandan ruh okşayıcı laflar ederken.

çok değil daha şubat ayında bana böyle ayak çekmeye kalkan biri ağzının payını aldı oturdu, zırıl zırıl da ağladı "ay neden ya neden istemiosun beni hayatında böğğğ" diye. altimıt sonun bu olacak genç adam, demedi deme! zira karşında pabucunu ters giydikten sonra "tutti frutti kalbimiee" diye şarkı çığıran şeytanın tüyünü alıp, denizaşırı kıtalar üzerinden isviçreye kaçırarak bu tüyü bankalara yatırmış bi kaşar var!

son olarak: bokunda boğul, bokunda boncuk bulduğumu sandığım ama sonrasında onun fıstık olduğunu farkettiğim!

piğes: genç gaylik gururumu okşayacağın yerde onunla oynadın, bedelini ödüceksin!

Cuma, Ekim 08, 2010

somebody stop me

başlığa aldanmamak gerek, aslında pek bi gönüllüyüm bugünlerde yazmaya. ama özel hayatımdan, ama hoşuma giden bir kaç olay veya objeden, ama siyasetten... fikirlerini bilmediğim biriyle karşı karşıya gelip tatlı sohbet eşliğinde paylaşsam da olur aslında, ama ben buraya yazmayı daha uygun görüyorum saat itibariyle. sıçtın mavisini beklerken belki dişe dokunur şeyler çıkar.

bi ara albüm toplamalıyım, bu akşam bi arkadaşımla birlikte müzik dinlerken karar verdim buna. o da destekledi. ben söylemiyorum tabi ki, yazmıyorum da. ama vurucu bi tema altında toplanası öyle şarkılar var ki elimde nıhaha yükledikten sonra indirenlerin vay haline! bi nevi tuzak olacak aslında bu, özellikle çalışan kesimi bloguma yönlendirip self-destructive hislerini ateşlicem, sonra onlar intihar edip ölünce de yerlerine açılan pozisyonlara ben başvurcam. :) öhm, saçmalamadan devam edeyim.

hava da ne pis soğudu be. hani bundan 1 ay kadar önce sıcaktan ten tene değemezken şu an götüm donuyo. pencere açık uyumak imkansız hale geldi rüzgardan. ne bileyim, gündüz vakti bile tek pencere açıkken dahi odamın içi gayet serin. buna karşılık yazın cavcav sıcağında dahi daha temiz, daha verimli performans sergileyen bilgisayarım şu serin havada ısınıp ısınıp kapanmaya başladı. dümbük & dandik! çünkü hp compaq. bundan önceki laptopım bile bundan 1001 kat iyiydi be. hani yavaştı falan ama en azından zırt pırt ısınıp kapanması yoktu her ikisi de bozuk fanlarıyla aynı koşullarda kapışmalarına rağmen.

sigaranın da amına koydum, hayatımın da, dişlerimin de, beynimin de, psikolojimin de, cüzdanımın da, bilgisayarımın da. el attığım ne varsa çürüyo, bozuluyo. halka kızına falan da dokunmadım ki bu kadar uğursuzlaşsın elim. sahi, ne bok oluyo bana?

psikiyatrik tedavi gören çok yakın bi arkadaşım gibi ben de ilaçları çekip deliksiz, temiz uyumak istiyorum gün boyu. gerçi geceleri uyuyamadığımdan mı bilmiyorum, annem beni olur olmaz uyandırmasa gayet günde 10-12 saate çıkabilecek durumdayım uykuda şu aralar. sıkıldım. çok sıkıldım. bunaldım her şeyden. bugün bi arkadaşıma canımı sıkan şeyleri yazdım. böyle sıralarsan daha çok canını sıkar ama görmezden gelmeye çalış biraz dedi. ben de hadi o zaman ben intihara gidiyorum dönücem eyvallah dedim kapadım pencereyi. noluyo bana?

sıçtın mavisini beklerken

uykusuzluk zor iş. vallahi. saat 5:18 ve benim 9:30daki treni yakalayabilmem için 8 gibi uyanmam gerekiyo. ama şu saatten sonra uykum da gelse uyanamam. trende sızarım artık da umarım gara vardığımızda uyanıp trenden inebilirim, yoksa trenlerin çekildiği yere giderim artık :) şeytan diyo bas evden çık 6daki trene yetiş diye, ama o zaman evdekilere ne derim "sen bu saatte kimin evine gidiyosun?" sorusunu sormaları da fazlasıyla muhtemel.

bok yediğinden başı ağrır bazılarının demiştim geçen sene aşağı yukarı bu zamanlar. bok yediğimden başım ağrıdı benim de. hatta henüz tam ağrımadı. ama uykumu kaçırıp zihnimde sürekli yer işgal etmesi, beni tepkisiz bi moron haline getirmesi açıklanamaz cinsten. ailem henüz farketmedi, ama farkederlerse işte o zaman savaşı başlatır kıyameti koparırız evde :)

bu yediğim bok yüzünden tam 26 saattir ne kendimi biliyorum, ne gittiğimi geldiğimi, ne yediğimi içtiğimi, ne söylediğimi, ne düşündüğümü, ne sevdiceğimi. "bu denli can sıkıcı ne olabilir ki?" diye düşünmek gerek böyle bi durumda, ancak hangi yolu seçersem seçeyim ucu açık boktan bi görüntü karşıma geliyo. uzatmayayım, sanırım uyanığım diye geçinen ben dolandırıldım.

sıçtın mavisini bekliyorum, uykum o zaman gelir herhalde.

Çarşamba, Ekim 28, 2009

Bok yediğinden başı ağrır bazılarının...



Yıkılmaz dağ mıyım ulan ben? Veya birilerine hayat ağır geldiğinde, yaşama dair her bi boklarını emanet edebilecekleri biri miyim? Bunun sorumluluğu altında nasıl ezileceğimin farkında değiller mi? Canı sıkılan ecza dolabındaki tüm hapları yutup ondan sonra ya yan duvarı yumruklayıp beni yanına çağırsın, ya da "bi ayrılığı daha kaldıramıcam, x'e onu çok sevdiğimi söylersin. yarın son kez vedalaşıcaz. arkadaşlarıma da onları çok sevdiğimi söyle." diye mesaj atıp benim kurtarmamı mı bekliyo? Nedir bu? Nasıl bi çocukluktur?

Ölüme karşı bu kadar soğukkanlıysan, bu kadar cesaretliysen, sevdiklerine bi mektup bırakıp da siktir olup gidebilirsin pek ala. Bana haber verip "ölmek istiyorum ama beni kurtarmalısın da" da ne oluyo? Hayatını olduğu gibi vicdanıma teslim etmek ne demek?

Saatler boyu uykusuzluk, yıpranmış sinirler, sitedekilere rezil olmak (evet, polis geldi, ambulans geldi, bi koşuşturma falan), üstüne bi de "ben hiçbi yere gelmiyorum" diye bas bas bağırıp rezilliği sonsuza yakınsatmak. İntihar etmeyi bu kadar kafana koyduysan paşa paşa ilaçlarını alıp git uyu. Veya çık terasa, atla aşağı. Götün yiyosa.

Evet, ben de defalarca intihar girişimine yeltendim. Ama hepsinde de kocaman mektuplar yazdım. Mektubu bi kere daha okuyunca yapamayacağımı anlayıp oturdum kıçımın üstüne. Olan biten boku yiyip ondan sonra sağa sola mesaj atmayı veya birilerini aramayı hiç mi hiç düşünmedim, çünkü o durumda kurtarılacağımı biliyorum.

Aldığı da ilaç olsa hani, hastahaneye gittikten sonra öğreniyorum ki bünyesine katıştırdığı altı üstü on tablet parasetamolle on tablet anti-depresan. Bi kaç gün uyutur sadece, ne ölümü :) Bu konuda hayranlık duyduğum insan Tolgadır sevgili okurlarım. Adam o kadar kafaya koymuş ki yaşamayı bırakmayı, odasına gittiğimde elinde kör bi bıçaklar karnını zorluyodu "girmiyo bu ya" diye. Masasına baktığımda bi kırk tablet antidepresan, on beş tablet antibiyotik, bi kırk kadar da parasetamol ve öksürük hapı karışımının blisterlerini görmüştüm. Ambulans gelene dek adamı tuvalette kusturmaya çalışırken herif kollarımın arasında yığılıp kalmıştı. İntihar buydu aslında. Öyle aperatif tadında bi kaç hap alıp "ben ilaçları içtim, ölcem" diye beklemek değil. :)

Önemli bi ricam olacak: İntihar edecekler; lütfen son anda beni aramayın! Benim de bi hayatım var, verdiğim sözler ve yerine getirmem gereken sorumluluklarım var. Gecemi gündüzümü zehir etmeyeyse hiç mi hiç hakkınız yok, söz konusu hayatınız olsa bile. Zira siz onu gözden çıkardıktan sonra benim gelip magicman'i oynamamı beklemek gibi bi lüksünüz olmadığını anlayın, lütfen!

Bi boku yiyosan sıkıntısını çekeceksin, baş ağrısıyla yüzleşeceksin.