yakışıklı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yakışıklı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Temmuz 13, 2012

mini mini bir gay donmuştu, tencereme konmuştu

Amerimacka (Feat Notch) by Thievery Corporation on Grooveshark

Merhabalar, saygılar, sevgiler.

Son posttan bu yana güzel gelişmeler olduğu gibi nötr ve olumsuzlar da oldu. Hangilerinden hangi sırada bahsedeceğim, bilmiyorum aslında. Gelişine vurucaz yine :)

Yakın bir gelecekte İstanbul'a taşınmam çok olası gibi. Bulduğum bi işe girebilmek için kastırıyorum şu aralar, zira güzel bi pozisyon. Maaş başlangıç için sıkıntı çektirecek bana belli bi süre sanırım, ama yine de keyif alarak yaşayacağım gibime geliyor.

Efendim, şu son İstanbul ziyaretimde sekiz yıldır tanıdığım ve beni bilmediğini sandığım hetero ve dişi bi arkadaşımın evinde kaldım üç gece boyunca. Hatun evde dişi ve yine hetero kuzeniyle yaşıyo. Kuzen dişisinin sevgilisi var bi yandan onla buluşuyo sık sık falan benim dişi arkadaşla çok sık bir arada zaman geçirmiyorlar.

Günlerden Cumartesi, hatunlar süslenip püslenmiş, Taksim yapılacak. "Ehuhu iyi hadi bakalım." diyerek gece 11de Taksim'in yolunu tuttum. Gittim. İlk başta kuzen dişisinin yine hetero ve erkek olan kardeşi ile onun yakın bi arkadaşıyla tanıştırıldım. İyi hoş güzel, İngiltere muhabbetleri de dönüyor ufaktan falan. Tünel'de bi mekana gittik, arkadaşları varmış orda. Biri erkek diğeri dişi iki kişi karşımda duruyor böyle. Oğlan tuvaletten yeni dönmüş, elleri de ıslak falan ve son derece hoş. Son son son derece hoş. Öyle gym kuşlarına benzemiyor hani sixpack bekleyenler için diyorum; tam istediğim kıvamda, ele gelen hatlara sahip ;)

Önceleri sevgili sanmıştım onları, hatunun elemana son derece intimate derecede yakın davranmasından mütevellit, çocuğun üstüne ardılmalar etmeler... Zira ben güya çaktırmadan oğlanı kesip bıyık burarken hatunun dik dik bana baktığını farkettim bi ara. Ama ne bakmak... Gözlerini dikmiş, asabi asabi fırlatıyor abla bakışları. Tırstım, "Olm Günlük, seni bilmeyen ve tolere olup olmadıklarını bile bilmediğin insanların arasındasın, rezil olcan şimdi." dedim kendime ve toparlandım. Ama aklım oğlanda tabi.

Sonra başka bi mekana geçtik orası çok sıcak olduğundan. Teras kat, havadar, Haliç dibimizde falan... Orada oğlanı yine kesmeye devam ettim ama aramızda sadece bir kişi oturduğundan ters açıdaydık çok kesmek kesişmek için. Bi ara Djarum'undan istedim, verdi falan. Ve farkettim ki o sevgilisi sandığım hatun aslında ablasıymış. Ay Allahım, düşman başına! Öyle abla olmaz. Fesat, içten pazarlıklı, mendebur mu mendebur, yer yemeyesice!

Pençelerini takmış yavruma, bırakmıyo. Oğlan da nasıl saf görünüyo böyle, nasıl naif ama nasıl da eğlenceli bi kişilik. Şipşirin bi yüzü var böyle. Yaşıtım ayrıca. Pazuları kaslı değil ama tam ısırılası. Yüz hatları müthiş. Babyface denebilir sanırım yüzü için ama bu tip ifadeler çok da skimde değil hani. Oğlan çok hoş ama!

O geceyi öyle kapattık işte, iki dişi hetero hatunla eve döndüm. Ertesi gece arkadaşım olanla sohbet ederken aslında beni yıllardır bildiğini öğrendim ve çemkirmekte de gecikmedim "Madem biliyodun e be karı, neden yıllardır beni kıvrandırdın durdun da Ş. ve O.'un yükünü azaltmadın? Zira hayatımdaki her bi gelişmede onlara sardırıyodum "Bak bugün nooldu biliyo musun?" diyerek." diye. Hak etti bence. Ama o kahkahalar atmakla yetindi. (Hetero değil mi anacım işte anca bu kadar...). Hatun gece yatağına geçerken kafamı koridora uzatıp "Ha bu arada. E. çok tatlı yauu ehe." dedim, sırıttı böyle pis pis.

Bi ertesi akşam İzmir'e dönmek üzere yola çıkmadan önce yemek üstü muhabbet ediyoduk. Bi ara "E'ye benzetiyoruz biz seni Günlük yaa. Tepkileriniz, duruşunuz, konuşma tarzınız çok benziyo." dedi hatunlar. "Çok da tatlı çocukmuş E. ehu." dedim artık, ne diyeyim. Şirret ablasından konuştuk kısaca. Ama lafı döndürüp dolaştırıp "E. ne tatlı çocukmuş öyle yauu."ya getirdim ben. E.'den hoşlandığımdan son derece eminler yani artık.

Bi kaç gün sonra Ş. ile konuştuğumda şu sekiz yıldır tanıdığım hatunun o gece Ş.'de kaldığını öğrendim, "Günlük E.'ye aşık oldu ehe." yapmış böyle. Ş. de bana soruyo "Aylardır boştaydın bebeyims sen, nooldu böyle?" diye. Anlattım ben de böyle böyle diye. Sonradan öğrendim ki evinde kaldığım G.'in kuzeni hatun Y., erkek arkadaşını E.'den kıskanıyomuş ve onun da gay olmasından şüpheleniyomuş. Çünkü E. sürekli oğlana asılıp duruyomuş. Sanırım sırf erkek arkadaşını koruma altına(!) almak için oğlanı bana push edicek. İşime gelir bebeyims diyorum tabi de öyle "İki sevişip bi öpüşelim, sonra herkes kendine yeni birini arasın." diyemiyorum E. için. Bariz hoşuma gitti aylar sonra birisi.

Aylar diyorum da, neredeyse senesi oluyor. Geçmişime baktığımda birbirinin peşisıra hayatıma girip çıkan insanlar olduğundan bu ara uzun geliyor bana. Ama o eski günleri de özlemiyorum. Tek başıma daha iyiyim abi ben. Yalnızlığımın bana verdiği hazzı kimsenin mahvetmesine izin vermem.

Şu işi kıstırsam da benden başkasını düşünmeseler bile işe almak için. İstediğim semtte istediğim özelliklerde bi ev denk getirsem de eşyalarımı alsam dayasam döşesem, üstüne bi de E. benim olsa, negzel olurdu hayat, di mi?

Pazartesi, Aralık 26, 2011

Hayat beni neden yoruyosun?

Primitive by Róisín Murphy on Grooveshark

Tamam, adının üstünü çizemedim hiçbir zaman. Tamam, içerde bi yerlerde hep kaldın durdun. tamam, senden sonra kimseye karşı %100 saf ve temiz yaklaşamadım, yani içerde sen vardın ufaltılmış da olsan. Ama be adam, ciğeri beş para etmez adamlarla (Tamam, hepsi değil. Ama böyleleriyle de yakınlaşmanın ötesine geçtiğin gerçeğini ikimiz de biliyoruz.) ilgili detayları hatırlıyosun da, sana sanki cam oyuncakmışsın gibi yaklaşabilen benle ilgili olarak neden bu kadar unutkansın? Evet, yüzüne karşı haykıramadım bunu. Tepkinden korktum. Benle ilgili kötü düşünmenden korktum. Ama neden?

Uyuduğu mezardan iki yıl sonra hortlayan zombiyim aslında di mi? "Neden yani?" diye soruyo olabilirsin, "Ne gereği vardı şimdi?". "Uykusuz kaldım amk deli gibi." diyebilirsin belki, haklısın da. Ama bu. Elde var bu.

Kalbim kırık değil. Düşündüğümden, hissettiğimden, içimde uyananlardan uzaklaşmam gerektiği birazcık acıtıyo sadece.

Zamanında ikimiz de korktuk, haklıydık. Şimdi korku yok. Netleşmiş, oturmuş hisler ve istekler var sadece sende. Bense çomak sokulmuş su birikintisi gibi oldum bi anda. "Laaan! Hani neydi, nooldu şimdi???" diye dumurlara geldim.

Arkadaş gibi bakamıyorum işte sana amk. Yapamıyorum bunu. Ha İstanbul'da yaşıyo olsam, birlikte daha çok zaman geçirebiliyo olsak, ben İstanbul'da yerleşik olsam, flirt ettiğin bi adamla tanıştırsan beni, gözümün önünde birileriyle yiyişsen nasıl düşünürdüm bilmiyorum. Ne hissederdim? "Sike sike arkadaş" diye mi adlandırırdım seni, yoksa daha fazla canım yanmasın diye koşarak kaçar mıydım, senle görüşmeyi mi keserdim, bilmiyorum inan. Ama o çirkin yaftayı yapıştırmazdım, orası kesin. Çünkü iki sene önce de reddedişinin akabinde uluslararası arenada yaptıklarınla ilgili bi etiket yapıştırmadım sana. Anavatana dönüşünden sonra da öyle bi düşüncem olmadı hakkında. Belki bi kaç msn konuşmasında "hiii orospuuu" demişimdir, belki, ama sonunda en güzel, en cici smileylerimden vardır mutlaka. Buna da açıklık getirmekte fayda var.

Fonda Ròisìn Murphy'nin en sevdiğimi çalıyo, bana gönderdiğin, beni Ròisìn'le tanıştırdığın ilk şarkı. Ve ben seçmedim o şarkıyı şu an çalması için. Tepeye şu anda ekleyen benim tabi o ayrı.

(Hatırlamazsın ama) Hani zamanında bana "Doğru insanlarız bence, ama zaman ve yer çok yanlış. Ben burda, sen ordayken, benim içinden geçtiğim süreç belliyken yürümücek bu, gün gelicek canını yakıcam senin ben Günlük." demiştin. Artık doğru insanlar da değiliz galiba sana göre, di mi?

Hani acımanı da istemiyorum, "Aman benim yüzümden daha fazla üzülmesin, iyi hissettireyim.", "İki kelime edeyim de sakinleşsin." diye düşünmeni de istemiyorum. Bırak kendi halime. Belki yapacağın bu zaten, belki hiç düşünmedin saydıklarımı, ama istemiyorum gerçekten. Geçer mi, nolur, ne biter, kader kısmet nasip amk.

Büyümüşsün amına koduğum, çok büyümüşsün hem de. Belki gereğinden fazla büyümüşsün. Çünkü gerektiği kadar çocuk, yeterince de adamsın. Kendimi çocuk gibi hissediyorum senin yanında. İki yıl önce kimdin, şimdi ne olmuşsun? Beni kendinden uzaklaştırmak için çocuk numaraları da yapma, hakikaten bi şey yapma içimdekileri susturmak, bastırmak için.

Belki de gerçekten doğru insanlar değilizdir. Belki gerçekten "ultimate" olanı aramaya devam etmek, onun gelişini beklemek en iyisidir. Belki gereğinden, aramızdakinin hak ettiğinden fazla gözyaşı dökülmüştür bugüne kadar birbirimiz için. Belki bu kadar ağlamam, canımın yanması, senle yaşayabileceklerimin o kadar da iyi olmayacağının göstergesidir. Ama ben nasıl friend zone'a itildim? Ne zaman oldu bu? Başından beri öyle miydi?

Bi şeylere kıyamamazlık var ortada, bariz bu. Yoksa 27 aylık bi merak bu kadar kolay ve güçlü bi biçimde bastırılamazdı ikimizin içinde de, if you know what i mean. Ve evet, istiyorum da, ama istemiyorum da aslında bi yandan. Neden istediğimi, neden istemediğimi sen de gayet iyi biliyosun ki bunu da konuştuk açık açık. Tabi içinde bana dair bi tek merak bu kalmışken aramızdaki bağlantının ne olduğunu da sorgulamanı isterim bi yandan. Kaç arkadaşınla ilgili böyle bi merakın oldu? Ben kimim? Neyim senin hayatında? Konumum neresi?

İyisin çocuk, kilonu sev, göbeğini okşa, love handle'larını mıncır. Dünkü geyiğe dönecek ama, vitrinin güzelse ziyaretçisi çok olur zaten. Görüntüyü herkes sever çünkü kolaylıkla. Ama ikimizin de aradığı şey vitrinde sergilenmez hiçbi zaman, sergilenemez çünkü.

Kendimi sana beğendirmeye de çalışamam. Hem, beğenecek olsan 27 ay içinde yapardın bunu. Hani bunun olması için uğraş vermem çok saçma olurdu. Zira vitrin değil bu.

Neyse, bunları okumucaksın bile zaten.

Salı, Kasım 29, 2011

esra erolle, profiterolle, trolle avlanmak yasaktır

efendim, bendeniz günlük ayracı, halihazırda 26 yaşında terazi burcuna mensup bir gayciğim. evet, gay piyasasına bir girip bir çıkmamdan ötürü ilgisini çektiğim kesim genelde kaşarlar oldu, haliyle onlarca tanındım genelde. kenarda köşede kendi halinde takılan insanlarla az muhatap oldum ki bu durumdan muzdaribim aslında. çünkü kaşarlarla aramızda geçen olumsuz olaylar repüteyşınımı bence zedeledi, türce dedikoduyu sevmemizden mütevellit.

efendim, iyi bi üniversitenin iyi bi bölümünden mezunum, akademik yaşantım süresince sayısız kongre ve sempozyuma katılırken bi yandan da sosyalliği elden bırakmadım ve global bi öğrenci organizasyonuna iki yılımı verdim gönüllü olarak. bu da tabi okulumu uzatmama yol açtı ki bunun pişmanlığını hiçbi zaman duymadım, duymam da. bu süre zarfında edindiklerim, gidenlerin yanında dağ gibi.

çeşitli yurt dışı deneyimlerim oldu ve bunları kendi belirlediğim en iyi senaryolarla yönetip yaşadım.

efendim, tahmin edebileceğiniz üzere tipik bi anadolu ailesinden geliyorum, ancak hayatını ailesinin kurallarına göre oynayan bi gay değilim. yerleşik ve düzenli yaşantıya geçtiğimde ailemin hayatımdaki etkisini minimumda tutacağıma buradan bütün gelecek sevgililerime hitaben söz veriyorum.

bunun yanında, müziği, sinemayı, şarabı, kahveyi, yemekleri ve tatlıları çok severim. salatalarla da aram iyidir ancak dediğim gibi tipik bi anadolu ailesi olduğumuzdan portakallı kerevizi senede bi kaç kez yiyoruz ailecek, çoğunlukla geleneksel yemeklerle beslenirken.

hayata bakış açım "yaşa, pişman olma, pişman olacağın şeyi yapma, kendini, insanları ve hayvanları sev, kimseye zarar verme, ama canını yakanın ve saygısızlık yapanın da haddini bildir, gerektiğinde fiziksel şiddeti de uygula, ama fiziksel şiddete maruz kalmak bir yana insanların yüzünde hoşnutsuzluk ifadesi uyandıracak ters bi davranışta bulunma, yaşamdan zevk almaya bak, arkadaşlarınla bağlarını kuvvetli tut, sev, sevil, mutlu ol"dur.

kendimden bu kadar bahsettikten sonra biraz da aradığım insandan söz edeyim.

mümkünse benden kısa olmasın, en fazla benim kadar kıllı ve yağlı olsun ama kemikleri sayılan çiroz bi tip de olmasın, yüzüne bakanın bi daha bakası gelsin ama mutluluğumuzu görüp utansın ve bakamasın, arkadaşlarımla iyi geçinsin, gülmekten çekinmesin, şarabı sevsin, alıngan olmasın, gerektiğinde trip atmayı da bilsin, kavga etmeyi de, çatır çatır laf söylemeyi de, ama bunları yapmadan önce oturup iki kere daha düşünsün, fevri olmasın bana karşı, bana kıyamasın, kendimi kollarına bıraktığımda beni taşıyabilsin, kendini kollarıma bırakabilsin "acaba?" şüphesi olmaksızın, ihtiyaç duyduğunda elini tutup kaldırmama izin versin gururuna yenik düşmeksizin ve ben düştüğümde de elini uzatsın daha ben istemeden, kültürü sevsin, müziği sevsin, konuşmayı ve gülmeyi tekrar tekrar sevsin, sessizleşmesin, eskaza ben sustuğumda beni papağana çevirecek konuyu bilsin, oturup kalkmayı bilsin, kariyerine önem versin ve geçmişte bunun için adımlar atabilmiş olsun, zamanında kaybetmiş ve bi şeylerin değerlerini daha iyi anlamış olsun (hem kariyer hem de aşk anlamında), hayalleri olsun, uzun vadeli planları olsun, kısa günü yaşamayı bilsin, başını kaşıyacak vakti olmayan bi işkolik olmasın, hayatı dengeli yaşasın, evet demeyi sevdiği gibi hayır demeyi de bilsin, ebeveynleri, arkadaşları, işi ve sevdiceği arasındaki dengeyi sağlam kursun.

şimdilik bunlar. var mı böyle biri senin bildiğin, tanıdığın, ey okur? naalır tanıştır beni onla hadi be naalıııır? :)

Cumartesi, Ağustos 21, 2010

colgate sensitive prorelief

"ağrı geçti, inanılmaz" diyen çocuğun adını bilen var mı? bir kaç yıldır dönüyor bu reklam sanırım, her seferinde "aaaayyyy" diyerek salyalarımı akıtıyorum olduğum yere, genelde pipimin üstüne :) sahi, adını sanını bilen var mı?