başka türlü bir şey benim istediğim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başka türlü bir şey benim istediğim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ekim 16, 2012

ben aslında o gördüğün cool kadın değildim

Unspoken by Pacific! on Grooveshark

Bi süredir hayatım iş ve uykudan ibaret olduğundan son 3 gecedir olanlar fazla geldi sanırım bana. Baştan alalım hadi.

Cumartesi akşamı İzmir'e gidecek olan annemi otobüse bindirdim ve haftasonu için İstanbul'a gelen arkadaşımla konuştuk, arkadaşının evini tarif etti, onlara gelmemi istedi. Ok çok güzel, otobüs gelmedi, sonra onlar geldi beni aldı falan dört kişi bi masa çevresinde, alkol muhabbeti, çok güzel geçiyor evde. Kedi olduğundan allerjim azdı bi yandan, çıldırmışçasına hapşırıyorum, sümüklü sümüklü dolanıyorum ortalıkta. Oğlanlardan biri de ilgimi çekiyor deliler gibi. Meğer bizim adamla bir senedir telefonda konuşuyorlarmış ve galiba oğlan bizimkinden hoşlanıyormuş. Ben zerre renk vermedim o akşam. Gecenin sonunda iki farklı yatak opsiyonumuz vardı: Biri yatak odasındaki, diğeriyse salondaki. Payıma yatak odası düşmüştü ancak hoşuma giden oğlan salondaydı. Bi bahaneyle fırladım kalktım salona onun yanına gittim, sonra ev sahibi olan eleman geldi ve ona yatak odasına gitmesini söyledi. İçimden küfrettim, deliler gibi küfrettim. Onun üstüne de ev sahibi oğlanla bol çığırtılı seviştim. Zevk aldım mı? Hayır. Hissettiğim yegane şey acıydı. Tecavüze uğradığımı farkettim. Karşı da koyamadım. Zira baştan ben de gönüllüydüm.

Aklımda diğer oğlan vardı. Meğer onlar da benim arkadaşımla ufak tefek bi şeyler yapmışlar ancak benim aslında acı dolu olan ama onlara göre zevkten çıkan seslerim yüzünden donları toplayıp uyumuşlar falan.

Ertesi sabah hoşuma giden elemanla ilk uyananlardık. Mutfağa geçtik, sohbet ettik uzun uzun. Öyle havadan sudan şeyler. Laf arasında bana komplimanlarda bulunmayı da ihmal etmedi. Topuklarım götüme vuruyordu resmen sevinçten. Ama yine renk vermedim.

Sonra elemanla beraber çıktık evden, otobüse bindik, benim eve yaklaşınca numaraları değiştik, vedalaştık ayrıldık. O gün bugündür aklımda elemandan başka hiçbi şey yok. Yok. Olması gerekiyor ama yok. Neden mi? Çünkü Pazar öğlen eve geldikten yaklaşık yarım saat sonra babaannemin ölüm haberini aldım. Yok, öyle babaanneme bayılan bi insan olmadım hiçbi zaman, sevmezdim hatta. Ancak o babamın annesiydi ve babamın ne durumda olduğunu tahmin bile edemiyordum. İzmir'den gelen arkadaşıma haber verdim, öğleden sonra onunla İzmir'e gidecektim. Gece yarısına doğru İzmir'e vardığımızda bi başka arkadaşım geçtim. ertesi sabah apar topar evime gittim.

Annemin dediğine göre babaannem uyuyo gibiymiş. Normalde ölü gibi uyuduğundan olmasın sakın? Uyur gibi ölür mü insan yahu? Ölü gibi uyur sadece, yorgundur, miskindir, tembeldir, uykuyu seviyodur, ölü gibi uyur.

Namazdı, defindi, babam yerle yeksandı derken akşamı ettik. Aklım sürekli babamda. Ayağa kalktığında bile "Sen otur dinlen baba ben yaparım." diye etrafında dört dönüyorum. Çünkü aklım babamda.

Bu sabah erkenden evden çıkıp İstanbul'a döndüm. Aklım hala babamda. Bi de benim oğlanda. Konuştuk ettik bu akşam yine dün akşamki gibi, yine benim çabalarımla, ama sanki olmayası bi işmiş gibi geliyor. Tanımak istiyorum adamı. Harbiden hoşuma gitti sakin mizacı, sessiz yapısı. Galiba hayatımda ilk defa janjanları olmayan bi erkekten bu kadar etkilendim. Adam piç değil, bu bariz. Benim olmalı fıstık! Üstüne binip kırb... öhm, ayıp şeyler bunlar. Ama olmalı, o ayrı :)

Şayet dedesinin yanına gitmezlerse haftasonu haber verecek de buluşacağız. Giderlerse bayram sonrasına kalacak dediğine göre. Ama bence tekrar aramamalıyım, bundan sonra mesaj atmamalıyım. O benimle iletişime geçmeli dilerse. Zira yeterince açtım kendimi, tanımayı istediğime varana dek söyledim. Karşılığı yoktu en azından o anda. Şayet ben bilmiyorsam da karşılığı varsa da belli edecektir zaten. "Ne bir telefon, ne bir mesaj geldi senden çişlibülük yarim." durumu olursa da yapacak bi şey yok, her zamanki gibi götümü avuçlayıp oturcam demektir.

Neye çok heveslensem elimde patlıyo lan! Bu sefer düzgün olmalı, öyle istiyorum. Öyle hissetmek istiyorum. Güzel olsun, zira ben mutlu olmayı hak ediyorum. Benim mutluluk tanımımda yalnızlığa yer yok. Mutluluğun yolu "o insan"dan geçiyor bende. "O insan" bu oğlan olsun, bu oğlan "o insan" olsun. Hay hay, buyursun gelsin falan hatta.

"Gönlüm isterse gelirim,
Bitmeyen aşkla sevişirim.
Seyret bak uçurum dağından,
Dümdüzdür vadim.
Ruhum isterse gezinirim,
Dipsiz uçurumlarda.
Aşk düzlükte yaşanıyor,
Düzlük tek aşkta."

Salı, Mart 13, 2012

I'm like a gay gone wild, a good gay gone wild.

Chimera by Snakadaktal on Grooveshark

Bu boşluk... O kadar büyük geliyor ki çoğu zaman. Kendi yarattığım, içinde kaybolduğum kendi boşluğum, öz eserim, benden bi parça, beni yutan yok eden parçam.

Amaçsızım, isteksizim, hareketsizim, tutarsızım.

Sağda solda aklıma ne cümleler geliyor, ama blog başına geçince unutuyorum istisnasız hepsini de. Baştan sona spontan yazıyorum artık. Cümlelerim kuru, yavan. Boşluğum onları da yutuyor.

İstemiyorum. Hiçbi şey istemiyorum. Sadece eve gelince yemekten sonra uykum gelsin ve sızayım. Ama hiç de öyle olmuyor. Günlük ortalama 3,5-4 saat uykuyla akşamı ediyorum. Yemek ye, belki duş al, bi film izle, tatlı niyetine bi kaç lokma bi şey atıştır, youtube'da kaybol, last.fm'de yit git, gece 2de uyu. Olağan rutinim bu olmaya başladı. Uykusuzluktan iflas etmek üzereyim ama geceleri yatağa girmek istemiyorum sanırım. Tek kişilik yatağımın soğukluğundan nefret ediyorum.

100. takipçim, postlaaar önce bahsettiğim sürpriz hediye seni vurdu :) Belki biraz gecikecek eline ulaşması, ama piyango sana vurdu bebişim: olmadigitti. Bu sebeptendir ki e-mailime ulaşmalısın uygun bi zamanda. Kim olduğunu bilmiyorum, hatta blogunu dahi okumadım henüz. Ama zaman içinde gerçekleşebilecek şeyler bunlar bence.

And me? I think I finally understand what Kneller was trying to say. It only happens if it doesn't matter. It comes without effort.

Maybe Eugene's right. Maybe I only get stuck on boys I don't have a chance of being with.

Sonra, "Yok." dersin, "İstemiyorum." dersin. Birileri gelip aklını çeler. Sonra da geldiği hızla s*ktir olur gider. Maksadını aşmıştır çünkü çoktan. Çetrefilli oyunlar peşindedir. Ve sen o cümlenin en kenarda köşede kalmış nesnesisindir aslında; seni çıkarınca cümlenin anlamında gram oynama olmaz. Ama sen hala kendine, anlam katabileceğin bi cümle arar durursun, ararsın, durursun, duramazsın.

Bencilliğin üst sınırlarına doğru yol alıyorum kendinden emin adımlarla.

Geçen Cuma akşamı arkadaşlarımın zorlamasıyla (zorlamak: yaka paça sürüklemek) İzmir'deki yegane gay barla münasebete girdim sonunda evet. Daha kapıdayken salçalanıldım. İçeri girdikten sonra birileri sürttürdü durdu, sonra densizin teki benle tanışmak istedi yüzsüz tavırlarla, arkadaşım araya girip "O benle birlikte hadi uza defol." dedi ama eleman yüzsüzlüğün dibine vurmuş olmalı ki "Sorun değil grup da takılabiliriz." dedi. Arkadaşım temelli dellendi tabi. Sonra arkadaşımın güya arkadaşı başka biri benden hoşlanmış, ona söylemiş, arkadaşım da bana söyledi. Ben de "Tanışabiliriz tabi ki ehuehu." yapınca bi anda ellerimiz bi başkası tarafından tokalaştırıldı böyle bi. Gece boyunca eğlenmeyi planlıyodum ama hani japon pazarı tadında yerlerden çok hoş bi şey almışındır ve üstündeki zortirik etiketi çıkarmak istersin ama öyle güçlü bi yapıştırıcı kullanmışlardır ki etiket yok olur ama yapıştırıcısı hala gıbık gıbık orda duruyodur, öyle yapıştı çocuk da bana. Gece sonuna kadar da düşmedi yakamdan.

İki ayrı insan da ayrı zamanlarda bana dayadılar durdular böyle. Biri sözümona dans ederek sürttürdü durdu. Diğerinde ise ben dans etmeye çalışıyodum cüzdanı kaptırmamak maksadıyla sağ elim arka cebimdeyken. Abinin teki malı kaldırmış, avcuma bırakıverdi eşofmanının üstünden. İrkildim böyle bi, arkama dönüp bakmadan kaçtım gittim. Hırlı kumaş olduğumdan değil; istemiyorum abi! Kafayı çekip dans ederek eğlenmekten başka hiçbi şey istemiyorum.

Tuvalete paspas niyetine diktikleri çirkef kadınsa tuvaleti her kullanışımda benden para istedi durdu. Bi seferinde arkamdan koştu geldi "Sen para vermedin ya delikanlı." diyerek. "Vermicem çünkü vermem gerekmiyo." dedim. "E güvenliği çağırayım da gör sen." dedi. "Git çağır gelsin bakalım." dedim, götü yemedi tabi ehuehu. Mekanın parlayan yıldızıydım desem yeridir. 7 yıldır gitmeyi reddediyodum ya, içerdeki kimse tanıdık gelmedi bu yüzden. Haliyle de "Sen yenisin galiba." muhabbeti çekenler çok oldu. Aman olsun, bi kere gittik işte lanet yere. Bi daha da şehir dışından bi arkadaşım bişiyim geldiğinde eğlenmek için gidilir, o kadar. Lanedolsun öhühü.

Sonra, bu sabah trene bindim. üç-beş koltuk ilerde yüzü bana dönük oturan bi eleman. Açık kumral, keli hafif çıkmış, çatal çene, kirli sakal, ela göz, buğday yanığı ten, kıvır kıvır saçlar. Uyuyodu sözde, uyandı. Göz göze geldik, gülümsedi bu böyle alenen. Ben heralde birine benzetti dedim bozuntuya vermedim. Sonra baktım, zaman içinde ne zaman göz göze gelsek bu bana gülümsüyo böyle sıcak sıcak. Bi yandan kimseye bi şey çaktırmamaya çalışıyorum, bi yandan gülümsemeye çalışıyorum. Bi de hani bana gülümsediğini de anlayamıyorum, arkama bakıp duruyorum "Tanıdık birine gülümsüyo galiba ya." diye. Yok, bana gülümsüyodu alenen. Gülümsemeye çalıştım ben de çünkü çok sıcak bakıyodu ve gülümsüyodu ya. Böyle yol boyu bakışıp gülümsedik durduk. Hayal ettiğim şey gerçek oluyodu ve ben inanamıyodum. Sonra ara duraklardan birine gelirken ayaklandı bu yanındaki adamla birlikte. İlk başta arkadaşı sanmıştım ama değilmiş. Yanımdan geçerken hiç bana bakmadı. İşkillendim tabi. İnmeme daha 20 dk olmasına rağmen fırladım koştum kapıya doğru. Orda benim bindiğim istasyondan binen başka bi salakla sohbet ediyodu ayaküstü. Sanırım gülümsediği insan da ben değildim, oydu. Bilmiyorum. Umarım yarın yine denk geliriz eğer bana gülümsediyse de anlarım kime olduğunu. Ayakta gelmek pahasına onu arıcam yarın vagonun iki kompartımanında da. Shame, diğer vagonlara geçemiyorum içeriden. Yoksa onu bulup başına dikilene kadar ordan oraya koşturur dururdum. Neyse, birbirimizin kaderindeysek (bkz: sıkıştığın yerde topu kadere atmak) zaten denk geliriz, di mi? Bence di. (bkz: çaresizlik çoh kötü, kaka bişiy)

Böyle işte, dumansız hava sahasında yaşamak da çohzel bişiy. Mutlu değilim aslında ama mutluymuşum gibi davranmayı öğrenmeye çalışıyorum.

Pazartesi, Ocak 02, 2012

Hiç sabrım kalmasa bile, vazgeçersem kaybederim

Cartoons and Forever Plans by Maria Taylor on Grooveshark

"Başka türlü bir şey benim istediğim. Ne ağaca benzer, ne de buluta. Burası gibi değil gideceğim memleket. Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava. Nerde gördüklerim? Nerde o beklediğim? Rengi başka, tadı başka." Can YÜCEL

İçimden seni arayıp sana benim için ne kadar özel olduğunu anlatmak geçiyor, ama yapamıyorum. Onüçbuçuk ay önce KHY'i severken seni Ksk-Konak vapurunda arayıp onunla ilgili sorunları ağlayarak anlattığıma köpekler gibi pişman olduğumu haykırmak istiyorum, ama yapamıyorum. Olan oldu sanırım çoktan. Hayat bu. Hiçbi silginin silemeyeceği waterproof mürekkeple, ateşin ve mekaniğin etki edemeyeceği nanoteknolojik bi kağıda yazılıyor her bi hareketimiz, tavrımız, sözümüz. Silmek, yok etmek mümkün değil. Yeterince güçlü olanlar aynı mürekkebi kullanarak bazı kelimelerin, cümlelerin üstünü karalıyor sadece. Ama yazılanlar hala duruyor aslında.

Seni arayıp "Sadece sesini duymak istedim." deyip kapatmak istiyorum. Ama yapamıyorum. Sen böylesi bi oruçtayken, sen en ufak bi ilgiye dahi kucak açmaya hazırken -ama kendine verdiğin sözü tutmak adına kucak açmıyorken-, seni beni arkadaş olarak görmüş ve kabullenmişken, yapamıyorum. Yapamam.

İçimden ne zaman çıkarsın? Dahası, içimden çıkar mısın? Başvurduğum iş ilanlarının Gebze-Kadıköy aralığında olmasına özellikle dikkat ediyorum, seninle aynı evde, değilse de yakında yaşayabilmek, akşamları Elit'e bi kahve içmeye veya meşhur tavukgöğsülerini yemeye çıkabilmek için. Sana yakın olmak istiyorum.

Çektiğin bariyerler çok yüksek değil belki, ama ne kadar çabalarsam çabalayayım o duvarı aşamayacağımı çok iyi biliyorum. Ne kadar yükseğe çıkarsam çıkayım, kat ettiğim yol kadarı önüme eklenecek mutlaka. Arkadaşınım çünkü.

Ah çocuk, ah! "Keşke arkadaş olmasaydık." diyesim geliyor bazı bazı. Keşke ikibuçuk sene önce tanıştığımızda olan bitenin sonrasında öyle havada, öyle askıda kalsaydık. Beni friendzone'a itmene olanak sağlamasaydım keşke. Veya keşke o zaman değil de bundan bi altı ay sonra falan tanışsaydık. Her şey çok daha güzel olabilirdi belki.

Ama yok, her şey olması gerektiği biçimde, gereken zamanda olup bitiyor. İyiden iyiye inandırdım buna kendimi artık, hayatımın bi parçası oldu bu gerçek de. Tıpkı beni arkadaş olarak gördüğün gerçeği gibi.

İstanbul'a gelmeden önce düşünüyordum sürekli, "Acaba ne hissedeceğim onu görünce? Sesinden, fotoğraflarından gördüğüm gibi ışıltılı gözlerle mi bakacak bana? Yoksa ikimiz de 'Kenks naber yea?' deyip direkt muhabbete mi dalacağız?" diye. Muhabbete daldık, flört ettiğim kişiye varana kadar çok şeyi anlattım sana, fotoğraflara varana dek gösterdim. Üstüne de senden etkilendiğimi fark edip sana bunu anlattım. Kendime dışarıdan bakınca hani sen değil, kim olsa beni istemezdi. Ben beni istemezdim misal. "Kafası karışık bu çocuğun, daha öğrenmesi gerekenler var herhalde. Veya hayatındaki öncelikleri belirleyip ona göre gitmesi lazım, hayatını bi düzene oturtması ve ne istediğini açıkça ortaya koyabiliyor olması lazım." derdim, kendim için.

Zamana ihtiyacım var evet, hayatımı bi düzene oturtmam lazım evet. Bunların hepsi olacak. Çabalıyorum kendi çapımda, çünkü bunları değiştirmek benim elimde. Ama keşke kalbin de elimde olsaydı be çocuk. Bugüne kadarki hoyratlar gibi davranmazdım ona, önceden de davranmadığım gibi.

Sana dair pişmanlıklarım var elbette. Öfkeden canını yakacak cümleler kurdum zamanında. Seni sıkacağını bilmeden faşist beylik laflar ettim durdum. Eski sevgilimi anlattım sana zamanında. Öyle pişmanım ki; ne anlatabilirim, ne de anlayabilirsin.

Sana yakın olmayı öyle çok istiyorum ki...

"Tut seninle farklı insanlarız, göz bebeğinde parlayan yıldız. Al, sömür, yut, dünya durur bugün. Hiç bilinmez yarın suçlu kim? Örtük yüzüm, diz çökerken, göster beni aletin doluyken. Dök üstüme sıcak suyunu. Hakkın sende kalsın. Sessizim, bu ses senin. Öldürdün beni Sezar, yaşatmadın, nefes almadım. Bir oda var, hem ufacık, hem gözü görmez, her yerine bağ dolanır sürünürken. Dur dokunma cismim bulaştırır. Bir odam var hiç görmediğin. Baktığın gün söyle açık mı? Baktığın gün söyle açık mı?" Sakin

Healed by Endless Blue on Grooveshark