taksi şoförünün pişkin suratına mı laf söylesem, yoksa "yüzonsekiz sekseeeen seksen seksen, seksen SEKSEN (son hecede fena bi vurgu var!)" diye çığıran kişilik yoksunu para düşkünü kölelere mi? sevimsizsiniz abicim sevimsizsiniz! evlat olsanız sevilmezsiniz! varlığınız yüzünden heba olan gıdım kadar oksijenin ve gıdanın hesabını sorasım var size! en yakın zamanda iett otobüslerinin altında kalıp oracıkta osura osura can vermeniz dileğimle!
Araştırma konusu - Cevaplanmalı! :)
Cumartesi, Ağustos 21, 2010
A&A
son çekilen "onlara iyi davranın" mottolu reklamlarının yaratıcılığı ve keyfi dahi "orospu amından ucuzluk tarifesi"ne geçiş için istenen 10 TL'yi maskelemiyor sevgili A ve A. çifte A sevgili dostlar! asıl avealılara iyi davranmak lazım (including me, yeaaaah! <3). zira emmeli gömmeli, evire çevire, sandwich sikiyorlar bizi pek değerli cep telefonu operatörleri. hatta ikisi ağzımından ve götümüzden işlerini görürken üçüncüleri de elimize veriyor. konuşma ve mesajlaşma ücretlerinin ve paketler arası geçiş ücretlerinin fahişliği bi kenarda dursun, sorununuza çözüm almak için binbir umutla aradığınız destek hattının diğer ucundaki seslerin alayı küstah, alayı "dünyanın en önemli işini yapıyorum ben, oyalama beni beaa!" tonunda cevap veriyor. lanet olsun!
etiketler:
avea,
güzel reklamlar,
kalitesiz hizmet,
sıç bok göt,
sinir harbi,
ucuz
Pazartesi, Nisan 26, 2010
yine, yeni, yepyeni!
Bu blogu açarken güzel şeyler yazabilmeyi çok istemiştim, ancak önceki yazılarıma bakınca pek de göremiyorum. Zaman geçti, kişiler geçti hayatımdan, ve ben yine değişime uğradım bi miktar. Yer değiştirdim, bu hakikaten çok iyi geliyormuş insana. Tertemiz ve yepyeni bi başlangıç için adım atmak insanın ruhunu arındırmaya yardımcı oluyormuş, gördüm, öğrendim. Geçmişe dair içimde kalanların en büyüğünü de fazlasıyla dışa vurdum, hem de ilgili kişinin yüzüne! Çok rahatlatıcıydı. Ancak zamanında "bana çektirdiklerinin bin katını yaşasın" şeklindeki bedduamın bu denli tutması beni şaşırttı. Kendime dış gözle bakamadığımı düşünürken masumiyetime tamamen inandım böylelikle, çok çok iyiydi. Beddua konusunda pişman değilim, çünkü her iyiliğin ve kötülüğün bir mükafatı var, mutlaka!
Yeni bir başlangıç, evet. Bi süredir arkadaşça devam eden yaklaşımlar birer 70lik bira sonrası içlerin açılıp saçılmasına dönüştü, nasıl olduysa :) Bu sefer mutluluğu yakalayacağıma inanıyorum. İletişimimiz iyi; zaman zaman sakat durumlar ortaya çıksa da ben kötü hiçbi şey söylemeden durumu kavrayıp beni rahatlatmayı biliyor. İşin özünde, benim yaptığım hiçbi şey yok şu an için; durdum, izliyorum. Sevgilimin davranışlarına göre tepki veriyorum sadece. İçimden gelen tüm güzellikleri sana bildirmeyi çok çok isterim, ancak önceki başarısız deneyimler beni tutuyor bi hayli. "Zamanı var, gelecek." diyorlar bana. Senin hoş sürprizlerin karşısında odun gibi durmak doğamda yok tabi ki, sadece tutuyorum kendimi.
Olura, bitirmek zorunda kalırsak, bunun geri dönüşü olmaz. Zamanında arkadaş gözüyle baktığım insana ağır ağır tutulabilirim, şu an olduğu gibi, ancak duygusal bi paylaşımda bulunup sonrasında o paylaşımları hiçe sayarcasına arkadaş olmak bana göre değil. Eğer bir gün biterse, hem sevgilimi kaybetmiş olurum, hem arkadaşımı, hem de benliğimden bi parçayı daha. Umarım her şey yolunda gider bu sefer.
Arkadaşlığımız zamanında tanıştırdığım arkadaşlarım çok güzel izlenimler edinmişler sana dair, kötü tek laf edilmediği gibi tüm arkadaşlarım senle olan ilişkimi kuvvetle destekliyor. Umarım destekleri havadan sudan gelmiyordur :)
Böyle işte, değişen gerçeklerle beraber bi kaç seviye daha büyüdüğümü hissedebiliyorum. Muhabbetler daha geyik, planlar daha ciddi ve daha opsiyonlu, riskler daha yüksek ama alınan riskler bunun tam tersine çok düşük. Kaybetmeyi göze alamıyorum artık, başarısızlık doğama aykırı gelmeye başladı. Ya olacak, ya olacak!
Blogdaki bu entry'm sanırım sonuncusu olacak, çok çok uzun bi süre için en azından. Hem nasılsa kimes okumuyor buraları, kendim çalıp kendim oynuyorum zaten, deli misali :)
Cuma, Ocak 22, 2010
saat 2:13 ve benim uyumam lazım
eveet sayın okurlar, uyumam lazım! bi gün bu lafı sarfedeceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi! aman tanrım mezun oluyorum! ve staj yaptığım yere aptal gibi ortamı hiç görmeden iş başvurusu da yaptığım için adamlar bana ayrı bi gözle bakıyolar. ancak o leş gibi kokan ve sifonsuz tuvaletler, sabunsuz lavabolar, her daim insanın beynini donduran soğuklar, öğle yemeği diye önümüze sürülen çorba+pilav ikilileri, ancak camışların taşınabileceği o camış kamyonu asıllı servis aracı, üstüne bir de mühendise maaş diye verilen 750 lira! tüm bunların yanında da mühendisin iş tanımı: Üretimi yapılan makine parçalarının AutoCAD'de çizimi! Evet, iş tanımı bu!
Hani diyorum bu koşullardan en azından biri daha iyi olsa. Mesela aynı iş koşulları, aynı iş tanımı, ama daha yüksek bi maaş (1500 gibi mesela), süper olur. Veya aynı iş koşulları, aynı maaş ama taze mühendisliğimi konuşturabileceğim bi iş tanımı. Veya veya iyileştirilmiş iş koşulları, aynı maaş, aynı görev tanımı. Zira sabahın 8inde oraya gidip gün boyu sadece çizim yaparak, o kokar tuvaletlere kıçımı başımı sokup hacet giderip daha sonra "evden kendi getirdiğim sabunu kullanmak" zorunda kalarak, bi de üstüne kışın onca soğuğunu, yazın ise sıçırtıcı sıcağını çekmek istemiyorum ya! tamam hani 8 dönemlik okulumu 13 dönemde bitirmiş olabilirim, tamam bölüm derslerimi sular seller gibi bilmiyor olabilirim, ancak bu kadar aşağılık muameleyi hak etmediğimi biliyorum. evet, hiç kimse beni kırmızı halılarla karşılamayacak; ama böylesi koşulları yakın zamanda başka bir firmada görebileceğimi sanmıyorum. stajımı bitirir bitirmez başka bi firmada işe başlayabilme umuduyla... sabah 7:10da 20 dk mesafeden servisim kalkıyor ama zerre kadar Sİ-KİM-DE değil! 9dan önceo iş yerinde olursam onlar da beni işe alsınlar :) evet yeni taktiğim de bu. adamlar beni işe almaktan vazgeçsinler diye hiç haber vermeden tam 1,5 gün gitmedim iş yerine. sonunda aramadıkları için yüzsüzlük etmek istemedim ve tıpış tıpış gittim. patron geldi "ooo ayraççığım hoşgeldin" deyip elimi sıktı, güya ironi yaptı godaman. peeh! çok da tın :)
Dipnot: Yemeğe saygısızlık etmem, edemem. "Eğer yukarlarda bi yerlerde tanrı diye bi yaratık varsa insanları açlıkla sınamasın" diye dua bile ederim her yemeğin sonunda, tanrıya inanmasam da. ancak ellerinde deniz derya kadar olanak varken bize hayvan muamelesi yapmaları gururuma dokunuyor evet!
Çarşamba, Ocak 13, 2010
çok!
pişmanım geçmişteki bir çok şeye. hem kırgınım, hem pişmanım. hatta kırgın olduğum için pişmanım!
keşke bu kodumunun şehrine gelmeseydim, keşke herkes gibi üç büyüklerden birinde devam etseydim, keşke daha çok arkadaş edinseydim, keşke fırsatlarımı değerlendirseydim, keşke dostlarımı görebilseydim.
"şalala şalala heeey heeey take your cloth off!" ne çok severdim bu sözü zamanında, action anındayken. boka bağladı sonra her şey. diğerleri gibi ben de yozlaştım gittim. ama ben daha bi yozlaştım zaman içinde. diğerlerinin belli yanları yozlaşırken ben tümden yozlaştım, eskidim. düzelir mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)