Pazar, Haziran 24, 2012

Haydi gayler fabrikaya

Faint by Linkin Park on Grooveshark 

Bu sefer o kadar yılgınım ki, yazasım bile yok. Hani durup durup aklıma tonla şey geliyo yazacak, ama sonra osuruk gibi havaya karışıp gidiyo ne varsa, ne yoksa.

Evet, o dediğim piç oldum ben. Hissettirmeden altından girip üstünden çıkarak yoğun sempati uyandırabiliyorum bazılarında. Bunu kasıtlı yaptığım insanlar da var, yanında doğal davranmama rağmen tavırlarımı beğenen insanlar da. Ancak dediğim gibi, bunla beraber armudun sapı, üzümünse çöpü var.

30 yaşıma kadar ilişki falan istemiyorum ben arkadaş. Son 1,5 sene içinde olanlar yıpratmış beni. Yaralarım geçti çoktan, kabuklar falan da düştü. Sadece kızıl kızıl yara izleri var, derim tazeleniyor.

Ancak, benim hala zamana ihtiyacım var birine güvenebilmem için.

Karşıma çıkan herkese taktığım koca koca kulplar var. "Bunun şusu kötü, bunun busu kötü." diye. Hani eskiden hoşuma giden adamların olumlu yönlerine odaklanır kalırdım da sıkıntılarını görmezden gelirdim de sonra canım burnumdan çıkardı ya, hah işte o tersine döndü şimdi. Bu factlerin dengede duracağı zamanlar da gelir belki, o zaman karşıma çıkan birini fazla deşmeden, yaftalamadan, abartmadan sevebilirim belki. Veya belki de insan 7sinde neyse 70inde odur. Belki iki gün sonra karşıma biri çıkacak, aklımı başımdan alacak (hı hı tabi) ve ben bu tükürdüklerimi yalıycam. Var mı ki öyle bi dünya?

İdeal erkek...

Benden uzun olsun, ki başımı kaldırıp bakabileyim ona. Kamburum çıktı artık benden daha kısa erkekler yüzünden. (No offence at all.)

Sikspeki değil göbeği olsun, ki gece yanında uyurken bi elimle sımsıkı kavrayıp güvenle uyuyabileyim. Elime gelsin de tutabileyim ki gece beni bırakıp gitmeyeceğinden emin olabileyim.

Yüzü güzel olsun, ki her baktığımda içimin yağları erisin gitsin. Huzuru bulabileyim onun bi bakışında, bi gülüşünde.

Dışarı çıkınca gözü felfecir okumasın. Benim olsun. Sadece benim.

Sinirlediğimde beni alttan alabilsin. Güçsüz hissettiğimde şikayet etmeden taşıyabilsin. Güçsüz hissettiğinde kendini kollarıma güvenle bırakabilsin.

Hayattan zevk almayı bilsin. Öküz timsali bi mühendis veya ot gibi yaşayan bi doktor olmasın misal. Ama kariyeri olsun. Paralarımızı birleştirip Voltran yapabilelim canımız sıkıldığında.

Arkadaş çevremi, ailemle ilişkilerimi sorgulamasın. Sorgulanacak sosyal ilişkileri olmasın.

Yatakta kütük gibi yatmasın. Erken boşalmasın. Tatmin etmenin ve tatmin olmanın ne demek olduğunu bilsin.

Hayatı planlı ve programlı yaşayabilelim birlikte, kimseyi sıkmadan ve üzmeden. Ancak kafamıza estiğinde sırt çantalarımızı alıp bi yere kaçabilelim de. Çimlere oturup bira içmekten de keyif alabilelim, "Suit up!" yapıp Kuğu Gölü balesi'ni izlerken de.

İşten çıktıktan sonra geldiğim yerin sıcak yuvam olduğunu hissettirsin bana. Sevgilimin evi, bekar evi, garsoniyer olmasın o ev, yuva olsun.

İsteklerim saymakla bitmez, ki ara ara zaten yine yazıcam bunları ve hatta daha fazlasını. Böyle bi adama ulaşmam ne denli mümkün, ben de bilmiyorum. Ama önümde yalnız geçirmem gerektiğine inandığım 3 yıl 3 ayım var. Üç yıl üç ay! 39 ay! 169 hafta! 1186 gün! Şafak sayar gibi bunu sayamam elbette. Ama çok zor be hayallerimin erkeği. Her şeyden önce sen yıllar önce birinci gelen sperm olacaksın, dünyaya geleceksin, gay olduğunu anlayacak ve kabulleneceksin, sonra yollarımız kesişecek de, karşılıklı o elektriği alıp vericez de, flirt edicez de, birbirimizi şişirip şişirip oturucaz da, sonra olmadık bi anda patlayıp deliler gibi sevişicez de, ilişkiye başlıycaz da, gece gündüz öpüşücez de. De de de...

Sahi, sen ihtimal veriyo musun buna?

Çarşamba, Haziran 13, 2012

başlıksız

Hayır, bu sefer şarkı markı yok. Sessizliğin içinde okuyacaksın yazımı.

Neden üzülen, sıkılan ben oluyorum hep? İyi niyetle yaklaşsam da bu böyle, art niyetle yaklaşsam da. Duygularımı kontrol edemiyor muyum? Düşüncelerim çok mu hastalıklı? Neden böyle?

Aldatılmak ne berbat bi hismiş yahu. Hele bunu ayrıldıktan aylar sonra öğrenmek daha betermiş. Hala geçmedi galiba sinirim. Ki öğrendikten, emin olduktan sonra tonla satır döktürdüm ve ulaştırdım ilgili orospu çocuğuna, ama hala sinirliyim. Hala olayı düşünürken yakalıyorum kendimi orda burda. Hani keşke denk gelse böyle yolda falan da kafa göz dalsam, hıncımı çıkarsam bi. "Sen kim olduğunu sanıyorsun ki beni aldatıyorsun? Üstüne bi de beni defalarca aldattıktan sonra güya benim değerimi anlıyorsun. Kimsin sen?" diye çemkiriği salıp tekmelerimi, tokatlarımı, yumruklarımı savursam. Kıçının başının kanlar içinde kaldığını görsem bi, sonra da "Götün yiyosa polise git şikayet et, bu sefer komalık ederim seni." diye tehdidi de savurduktan sonra karnına doğru sağlam bi tekme daha atıp olay mahallinden uzaklaşsam. İnsanlar kolundan tutup yardım etmek bi yana, ona tükürüp öyle geçseler yanından, falan, dünya ne güzel olurdu.

İstemiyorum aslında kimseyi. Nasılsa ya aldatacak, ya ilgisi bitecek, ya sıkılacak, ya da anasının amı olacak ve benden uzaklaşacak. Yine göt gibi ben kalcam ortada. Ne gerek var, di mi?

Hormonlarım yüzünden çok zor zamanlar yaşıyorum. Neredeyse 7/24 ereksiyon halindeyim, ve bu durum hiç hoşuma gitmiyor.

Son günlerde bayağı alınganım ben ya. Biri höt dese ben göt anlıyorum. Sürekli savunma halindeyim. Duvarlarım daha da yükseldi. Kimsenin içimi görmesini istemiyorum. Birileri gelsin, beni sarsın sarmalasın, hiç bırakmamacasına sıcaklığını ve kokusunu salsın üzerime, güven, sadakat ve inançla beslesin beni istiyorum. Ama yok öyle biri. Neden? Çünkü armudun sapı, üzümün çöpü var.

Kimseyi kendime yaklaştırmamaya çalışıyorum. Yakınında durmak istediklerimse elinin tersiyle itiyor beni. Köpek gibi hissediyorum bu sefer, harbiden.

Bi süredir son derece piçim, huysuzum, altından girip üstünden çıkıp ikna edenim, mıymıntıyım, kandıranım, uyuzum, yalancıyım. Ve asıl tehlikeli olan: Bu durum beni zerre rahatsız etmiyor.

Salı, Haziran 05, 2012

unravel (müstehcenayzd kontent)

bir melek vardı by model on Grooveshark

Neyin kafasını yaşadığımı hala sorguluyorum, ama herhangi bi cevap bulamıyorum. Hormonlarımın esiri gibiyim, s*kimin dikine gidiyorum her fırsatta.

Bi süredir yazıştığımız elemanla geçtiğimiz hafta sonu yüzyüze gelmeye karar verdik. Geldik de. Bence gayet iyi gibiydi en başta. Bi kaç saat sonra arkadaşlarımla tanıştırdım. İlk başta gerisin geri kaçar gibiydi mood olarak. Sonradan bu bi açıldı, kabak çiçeği gibi, ow şeth! Travesti ağızları mı istersin, yoksa yüksek sesle konuşmalar ve şarkı söylemeler mi? Neyse alkoldür dedim geçtim. Gece bi kaç bi şey oldu tabi falan (neyse), ertesi öğlen uyanıp hazırlandık, evden çıktık. Kahvaltı etmeye indik aşağı. Ben mekana bakıyorum, o ise yolu görüyo. Görmek ne kelime? Geleni geçeni kesti durdu, benim yanımda, bi yandan benim için ölüp bittiğini belirten ifadeler takınırken. Biri perhiz mi dedi? Lahana turşusu mu?

Her neyse. Cumartesi gündüz trendeyim, İzmir'e geliyorum. Çaprazımda benim yaşlarımda bi eleman gözleri dikmiş bana bakıyo. Kıllandırmak için olduğum yerden kalkıp yanına oturdum. Canına minnetmiş oğlanın meğer. Bi şey böyle gözüme gözüme batıyo ama. Arkadaş malı kaldırmış, kasıp kasıp salıyo. Sola doğru da yatırmış bi de. Gözüme takıldı bi kere, ayırır mıyım gözlerimi? Asla. Eleman tam da pipisinin üst tarafına koyduğu çukubarı uzattı bana ister misin babında, teşekkür edip geri çevirdim. Ama bakmaya devam ettim. Bi ara baktım okşamaya başladı bu. O da yetmedi, sıvazlıyo ediyo karşımda. İçim gidiyo tabi (Evet, görsel olarak ziyadesiyle tatmin ediciydi.). Sonra eleman iyice zıvanadan çıkıp düğmelerinden ikisini açtı, iç çamaşırının da düğmelerini açtı, saldı ortalığa. Allah Allah! O ne arkadaş ya? Hele ki, benim gibi libidosu donunu tumanını aşmış bi adama yapılır mı bu? Yapılmamalıydı!

Trenden inince telefonunu istedim oğlanın. Yok dedi. Nasıl ya dedim. İstemiyorum ben dedi. "Ulan o zaman ne karşımda sıvazladın durdun 1,5 saat boyunca, niye çıkardın saldın ortalığa? Manyak mısın sen?" dedim. "Şakaydı, ehe." dedi kaçtı gitti. Bakakaldım böyle mal gibi. Ne olup bittiğini anlamaya çalıştım. Şanslı masa gibi şanslı koltuk falan mıydı lan yoksa o? Oha! Noluyo arkadaş?

İlişki falan istemiyorum ben, karar verdim buna sonunda. Bi 30 yaşıma kadar kandili söndürdüğüm yerin bi önemi olmayacak benim için. Önemsediğimi farkettiğim anca kaçıcam. İstemiyorum kimseyi. "Sevgili = dert yükü" olmuş benim için meğer.

İlk ağızdan çok güzel gerçekler öğrendim yine geçtiğimiz hafta sonu. Hani şu ben askerdeyken aramayan, sormayan, aradığımda telefona çıkmayan bi sevgilim vardı ya. Bodrum'da beni boynuzlamış. Galiba defalarca yapmış bunu. Kendi ne yeminler edip "Yok öyle bi şey, valla yapmadım." diyodu. Ama hiçbi zaman inanamamıştım ona. Boşuna değilmiş. İnsan hissediyo, harbiden.

Öyle işte. Sikerler!

Öpürcek.

Pazartesi, Mayıs 28, 2012

motorizasyon, polarizasyon, imünizasyon, komünikasyon, ereksiyon, televizyon


Pek hareketli geçmeye başladı zaman. Ben ivmeyi verdikçe coşuyo, celalleniyo zaman zaman, çağlıyo.

Bundan altı ay önce falandı. Sevgilimden yeni ayrılmıştım, internet üzerinden birileri ile tanışıp dışarıda sosyalleşmek çabasındaydım. Amacım belli: Yeni gaylerle tanışmak ve sohbet etmek. Ne cinsellik, ne de duygusal temalar üzerine kuruluydu niyetim.

O dönemde tanıştığım biri vardı. İşinde gücünde, hayatını belli bi rotaya oturtmaya başlamış biri. Yaşça biraz büyük benden. Görüşelim edelim derken denk getirememiştik bi türlü. Sonra sevgili edindiğini söylemişti (köpek edinir gibi, sevgili edinmek, evde besleyip büyütmek, sorunlarıyla ilgilenmek, coştuğunda sokağa çıkarıp enerjisini almak vs). Ben de haliyle elimi eteğimi çekmiştim kendisinden. Zira bir araya geldiğimizde sevişmek gibi ilginç (!) bi fikir bile doğmuştu. Öyle kuduruk hallerde değil, sakin sakin yiyeceğimiz haltı yiyelim, sonra da mekanlarda birlikte boy gösterelim ama çift mantığında değil; arkadaş olarak. Bi nevi friends with benefits.

Neyse, geçtiğimiz Çarşamba o nihai günü denk getirebildik. İş çıkışı bi kaç alışveriş yaptıktan sonra evine geçtik. Harika bi köpeği var ve sanırım bana aşık oldu. Köpeğin oturarak bana bakarken erekte olduğunu farkettim defalarca. Evin içinde kıçımın dibinden ayrılmıyo, okşatmak bahanesiyle bana sokulup diz kapağımın iç kısmına salyalarını bırakıyo falan. Fena sevimli köpekti ama, gece boyu sarıldım okşadım böyle sert sert :)

Şaraplarımızı içtik, Adele konser DVDsi izledik, ışık oldukça loştu. Gece boyu sohbet ettik. Sanırım pamuk ipliğine bağlı ilişkisi görünürde hala devam ettiğinden olsa gerek, aramızdaki bariz çekime rağmen kimse kimseye ilişmedi. Gece o kendi yatağına geçti, bense kanepeye bırakılmış bi yastık ve nevresime gömüldüm.

Sabah kahve kokusuyla uyandım. Sohbet ve sigarayla kahvemizi yudumladıktan sonra evden çıktık. Haftasonu gerçekleşecek bi etkinlik için davet ettim, duruma göre bakacağını söyledi. Eyvallah. Akşamüstü son bi durum update'i babında bi mesaj daha attım, ertesi gün Alsancak'ta, Asansör'de veya Bostanlı'da erken saatlerde buluşup etkinlik öncesi birlikte zaman geçirebileceğimize dair. Bitmek üzere olsa bile bi ilişkisi olduğunun farkında olduğumu, bu yüzden eğer çok üstüne gidiyosam kusura bakmamasını söyledim. Saatler sonra gelen cevapla şok oldum.

"Cuma'dan itibaren Pazar akşamına kadar yoğun olacağım. Ben sana SMS göndermedikçe sen yazmazsan sevinirim."

Elimde telefon, kalakaldım. Bi on dakika kadar sonra ikinci mesaj geldi:

"Şimdi tekrar okudum da, ilk mesaj biraz sert olmuş sanırım. Niyetim bu değildi. Özür dilerim."

diye. Ama biri bi şey dese ağlıycam böyle. Gururumun incindiğini hissettim o an. Hani köpekler sadıktır, sahibinin çevresinde dolanırlar ya ne olursa olsun, arsızdırlar. Kısıtlansalar ve kendilerine kızılsa bile gönül koymazlar ya sahiplerine, hah işte gönül koyan köpek gibi hissettim ben.

Bi kaç mesaj daha yazıp "Neyse" diyerek devam ettim artık. Ancak aynen onun dediği gibi, şu Pazar akşamı bitene kadar hiçbi mesaj atmadım. Devamında da atacağımı sanmıyorum. Canı isterse kendi iletişime geçsin benle. İstemezse de herhangi bi kaybım yok, köpeğiyle oynamak dışında.

Günlerden Cuma, etkinliğin yapıldığı mekanın açılmasına son üç saat kala davet ettiğim bi çok kişinin gelmeyeceğini öğrendim. Deliye dönmedim, üzülmedim, yalnızlığın tadına varmam gerektiğini hissettim.

Mekan açıldığında ise etkinliğe hala üç saat vardı. Bi köşede tek başıma bar taburesinde oturdum, oturdum, sigara-bira-sigara-bira-sigara-vodka&elma-sigara-vodka&elma diye devam ettim geceye. Yavaş yavaş insanlar gelmeye başladığında bi tip geldi oturdu çapraza. Karşısındaki eleman tombik ve zırıl zırıl gay, paçasından akıyo desem yeridir :) Bizim elemansa kıvırcık uzun saçlı, fit bi vücut, 195 sularında boyda, müthiş bi atlet ve gömlek giymiş esmer güzeli. Tipi yoğunlukla Onor Bumbum'a benziyo. Hatta bi ara o bile sandım. Ancak adı Can. Mekana uğrayıp geçen hetero bi çift arkadaşımdan sonra cesaretimi topladım, zira kafamda Can oldukça gay idi. Elemanın yanına gittim, sigaramı yaktırma bahanesiyle (çok klasik, biliyorum). Sigaramı yaktıktan sonra niyetimin rahatsız etmek değil tanışmak olduğunu söyledim. İsimlerimizi söyledik. Napıyosun neler ediyosun bik bik derken Amerika'dan yeni döndüğünü ve İzmirli olduğunu söyledi. Ona göre ben son derece kibar ve buralara fazlaymışım, Manhattan'da yaşamalıymışım. Amerika'ya dair pek hevesim olmadığını, Avrupa'yı daha yakın bulduğumu söylediğimde "Ya Günlük siktir et Amsterdam'ı İngiltere'yi, Manhattan diyorum ben sana. Emin ol, tek bi saniyesinden bile pişman olmayacaksın." dedi. Şaşırdım tabi. Bi de heteroymuş keensi, ona ayrı bi şaşırdım tabi. Sonra yerime geri döndüm. Şeytan dürttü, çantamdan kağıt kalem çıkarıp numaramı yazdım kısa ve şirin bi not eşliğinde. Uzattım kendisine, okuduktan sonra gülümseyip cebine koydu kağıdı. O gün bugündür bekliyorum aramasını; ararsa ekime, aramazsa dikime kadar. Öhm :)

Günlerden Cumartesi'dir, eski samimi arkadaşlardan birinin Kuşadası'nda partisi vardır, İzmir'in önde gelen kaşarize motorlarından biriyle bi etkinliğe girişmiştir falan. Gitmek istiyodum aslında baya, ama tek başıma kalmak istemedim orda. O zaman bari hiç yoktan iyidir dedik, Ka'ya gittik. Hayatımda ikinci kez gittim o mekana ve bu sefer ilk seferden farklı olarak apachi doluydu içerisi. Millet adaya akın ettiğinden Ka'da meydan çapulculara kalmıştı. "Elitim ben huh huh ayh ipimle kuşağım s*kimle t*şağım bebeyims <3" diye dolanabileceğim türden bi ortam vardı. Bu sefer tuvaletin önündeki çirkefle muhatap olmamak için her wc kullanışımda para ödedim. Pişman mıyım? Hayır. Paraya yazık mı? Evet!

Derken, benle birlikte gelen arkadaşımla yanyana beklediğimiz duvar kenarındayken birini fena fena kesmeye başladım. Kesmekten daha fazlasını yapmak istiyodum, ama mekana single gelip gelmediğini bilmiyodum. Avıma odaklandım, gözlemledim, ve dikkatinin dağıldığı bi anda çevresinde dolaşarak saldırdım :) Sonuç son derece olumlu çıktı. "Günlük, bu gece mekanı biriyle terketmek istiyosan ben o adam değilim, vaktini harcamak istemem." dedi durdu yavrum, halimden anlayarak. Ben de "Eğer birlikte takılmaktan hoşnut değilsen yalnız bırakabilirim seni, inan sorun değil." dedim. "İstemesem giderim ki." dedi, "Olduğum yerde bulunmaktan ben de mutluyum." dedim ben de. Arkadaşlarıyla tanıştırdı beni. Sadece bi tanesinin adını hatırlıyorum. A, bi diğerini de. Ama bi 5 yıl öncesinden falan. O günlerde netten tanışmıştık elemanla, sonra sarmadı mı bilmem, konuşmadı etmedi benle falan. Ben de dün hiç bozuntuya vermeden sahte ismiyle tanıştım kuğl hallerde. İlki 2007 baharındaydı, ikincisi bi önceki Ka deneyimimde, üçüncüsü de bu sefer. Bu detayı da verdikten sonra arkadaşımın çıkıp gittiğini gördüm "Ben gelicem Günlük." diyerek. Beklerken sıkıntı çekmedim hani, Emre'yle gayet güzel yiyişiyoduk. Hatta bi ara çüklü ablalardan biri bize yaklaştı "Çok tatlısınız yaaa sakın bozmayın." dedi böyle sarıldı gitti. Mutlu oldum o anda, ama inceden inceye ikimize de yazıldığını hissettik Emre'yle.

Sonra, arkadaşımın telefonu kapalı, beni evde bekleyen arkadaşım çıldırmış durumda ona ulaşamadığı ve beni yalnız bıraktığı için. İlk metroyla arkadaşımın evine dönmeyi planlıyodum ki Emre kolumdan çekti "Bizle gel." dedi. Mekanı yalnız terketmeyi planlayan adam beni arkadaşına götürdü, tabi 8de uyanıp terketmek üzere. Allah ne verdiyse deyip o sarhoşluğun üstüne bi kaç bi şey yaptık, keyifliydi bence, ancak ayık olsaydık ve bulunduğumuz mekan daha iyi olsaydı çok daha güzel şeyler yaşayabilirdik. "Next time, perhaps." diyerek sarıldık uyuduk artık. Adamın teni müthiş lan! Hiç kimsenin tuzlu terini yalamaktan bu denli keyif aldığımı hatırlamıyorum ben. Hatta, bana göre ter iğrenç ve kokan bi şey. Ama Emre'ninki kokmadı öyle. Parfümünü aşıp ten kokusuna ulaştım, başımı döndürüyodu alenen (O anda başımı döndüren alkol değil, teninin kokusuydu.)

Erekte mi oldunuz lan? Daha fazla detay yazmıycam ama, ehu ehu öhö :)

Boynumda hala morluklar var. Dudaklarım ısırılmaktan acıyo, çenem de keza öyle. Üstüme sinmiş adamın kokusu böyle. Derin derin nefes alıp veriyorum sabahtan beri.

Karşınızda, Motorize Günlük!

Günlük cephesindeki son gelişmeler bunlar. Herhangi bi yöne doğru kayarsam şayet, veya eğer bambaşka bi yöne saparsam, yine burada yazarım. O güne kadar neler olup biter bilemem tabi. Bi bakmışın, yarın yepyeni ve zehir zemberek bi postla burdayım. Olur mu? Oluyo.

Özetle; keser döner, sap döner, gün gelir keser sapı sana girer. ;)

Öpürükleeer, iygünleeer :)

Salı, Mayıs 22, 2012

Bu neyin kafası? Kafası hariç...

Happy by Mishka on Grooveshark

Hani dibimizin düştüğü tonla insan sayabiliyoruz ya, özellikle cinsel deneyim yaşamadan geçen uzun sürenin sonunda bu daha da belirgin oluyo ya hani, hani tavırlarıyla hoşumuza giden bi kısım insan güruhu var ya, işte süreci kolaylaştırmanın yolunu buldum ben! İcat ettim bunu, yaptım evet! Sonunda!

Şindi efendime söyliyim, bu yerlere göklere sığdıramadığımız A kişisi de sıçıyo aslında. Dikkat buyrunuz, kaka yapmıyor, çatır çatır sıçıyor. Bi sıçtı mı yarım saat kokusu geçmiyor. Böyle ekşi, böyle kesif, böyle "neyidinsenböyle" kokusu.

Her ucuna kadar geldiğinde zart zart salıyor bu insan çevresine bakınıp kimsenin olmadığını farkettiği bi anda. Gece uyurken de çok yapıyo mesela. İnsanların arasındaysa bunu sessizce halledip rahatlamanın yolunu gözlüyor, ancak sessiz yapabilince daha beter koktuğu da bi gerçek olduğundan pırtlama sonrası ivedilikle yer değiştiriyor. Yapıyor bunu.

Aslında uğruna neleri feda ettiğimiz insanların içi bok püsür dolu lan! Burdan koyveriyo, 20 km sonra açık havayla buluşuyo, o kadar da tesirini koruyo.

Off the concept olsa da hala about the topic, o gözümüzde büyüttüğümüz insanlar da çoğunlukla bizimki kadar basit ve kısır bi hayat yaşıyo. Onun da evinde tuvalet kağıdı bitiyo da peçete neyim kullanabiliyo acil durumlarda. O da küçükken altına şarıl şarıl işedi. Hatta, o da kendini tatmin ediyo çığlıklar içinde. Sümüğü geldiğinde yeşil yeşil sümkürüyo mendile lavaboya falan. 

Bunların farkına vardıktan sonra, söyleyin bana, kimi nasıl seveyim ben?

Hepiniz sıçıyosunuz amk! :-(